22.02.2017, 16:40 73

KÖYÜMDE DÜĞÜN VAR(DI)

"Hem ağlar hem giderim." dermiş gelin giden kızlar. Gelin arabasına binmek için baba evinden yaşlı gözlerle ayrıldıklarına göre, arabaya da binmek için can attıklarına göre, bu söz de boşuna söylenmemiş canım. Ben de oturdum bugün şu ağlayıp giden köyümün kızlarının nasıl bir düğünle gelin gittiklerini aklımda kaldığı kadarıyla anlatayım dedim. Azım, fazlam olursa yazımı okuyan değerli hemşehrilerimin yazı altına not düşerek bunları bildirmelerini isterim.
   Köylünün düğünü harman kalkınca başlar. Ne zaman ki buğdayın parası cebe atılır, artık güz mevsiminde kesilmez davulun, zurnanın sesi. En başta da gençler bekler dört gözle bu düğünleri. Hem eğlenecekler hem de yeni düğünler için ancak böyle görebileceklerdir gönlünde geçen köy kızını. Dört gün sürerdi o yıllarda köyümde bütün düğünler. Bir cuma günü öğleden sonra bayrak kaldırılır dualarla. Çatısız damların çarpısına bir uzun sopayla ilştirilir aysız, yıldızsız al bayrak. Tepesinde irice bir soğan ya da elma vardır bayrak sopasının.
   "Ve 'Dom!' der davulun
   Uzaktan hoş gelen sesi
   Ona eşlik eder köyün öbür ucundan duyulan
   Zurnanın nefesi
   Düğün başlamıştır artık
   Ama henüz ilk gün
   Ortalıkta yakın akraba
   Bir de çocuklar
   Düğün odasında da
   Cümemmi'nin çayı
   Hüseyin Usta'nın cümbüşü
   Haydar Usta'nın kemanı
   Adını unuttuğum köçeğin eteği ve zilleri
   Biz bekleriz ki oynayacak köçekler
   Düğün sahibi de gelecek konukları
   Bekler"
   Okuntu önceden dağıtılmıştır.Köydeki her eve, çevre köylerdeki tanıdıklara birer akide ya da sormuk şekeri verilmiştir. Ne gezer o zamanlar düğün kartı. Bayrak kalktıktan sonra allı pullu giyinmiş genç kızlar toplanırlar düğün evinde, dolaşırlar yüz elli hane köyü, ev ev baştan ayağa. "Düğünümüz var Ayşe bacı, Fatma bacı!" diye diye davet ederler tüm haneleri. Biz çocuklar da hiç eksik olmayız, onların peşlerinden köyü dolaşırız. Düğün boyunca konuklar gelecektir çevre köylerden. Köylüye,konuklara verilecek yemeklere katılacak et için, hazırlanacak köfte için hayvan kesilir. Düğün boyunca gelen konukların dışında iki-üç sefer de toplu olarak tüm köylüye ve o anda bulunan konuklara yemek verilir. Bu ziyafetlerin baş yemeği ise sulu köftedir. Bir sofra etrafına oturan altı kişiye bu köfteden, kaşığı ilk daldıranların dışında sona kalanlara düşerse tabii. Her yemeğin sonunda da bir dua okunur.
   "Önce çorba gelir sofraya
   Sonra pek de sevmediğimiz
   Bamya
   Sanki tabak kıtlığı var memlekette
   Aynı tabağa dalar, çıkar kaşıklar
   Dolma gelir, patlıcan gelir
   Hiçbirinin önemi yok
   Sırada pilav, hele de köfte
   Var ya!"
   Her düğünde, düğün sahibinin evinden başka erkek misafirlerin ağırlandığı, ustaların çalıp söylediği bir de düğün odası vardır. Burası girişte küçük bir bölme ve büyükçe bir odadan oluşur. Özellikle Hacıbektaş'ın Engel köyünden gelen yukarıda ismlerini belirttiğim ustalar burada çalar, her konuk gelişinde köçek burada oynar. Köçek oynarken para atanları gıptayla seyrederiz. Hele büyüklerimiz bize de köçeğe atmamız için para vermişse onu yere atmak, köçeğin zillerle şakır şakır oynarken parayı sırtüstü yatıp ağzıyla almasını seyretmek zevkten dört köşe eder bizleri. Bu odanın girişi çayın kaynadığı yerdir. Gaz ocağının başında da genellikle Cümemmi (Cuma Coşkun) vardır. O rahmetli bağırdı mı biz çocuklar çil yavrusu gibi dağılırız. Bardakların bir leğende, aynı suda yıkanması o zamanlar dikkatimizi bile çekmezdi; ama şimdi düşününce öyle tuhaf geliyor ki...
   Köyümün o zamanki düğünlerini anlatırken elbette halayı ve sinsini de anlatacağım. Şimdi hepsini unuttuğum halaylar davul-zurna eşliğinde "ağırlama" ile başlar, "mavilim ile biterdi. Giterek hızlanan tempoyla beş-altı halay peş peşe çekilirdi. Düğünün ikinci, üçüncü günlerinde öğleden sonraları kurulurdu bu halaylar. Hepsi de rahmetli olan Öksüz Haceli Emmi, Şıh Emmi, Göbekli Bayram ağabey gibi kişiler iyi halay çeken kişiler olarak kalmış aklımda.
   "Ağır ağır başlar halay
   Önce ağırlama
   Sonra sırayla diğer halaylar
   Adını unuttum çoğunun
   Bir 'hoşbilezik' bir de'mavilim'
   Kalmış aklımda
   Bazen biz de dururduk halaya
   Gözümüz halaybaşının
   Ayağında
   Ara sıra karşıya bakarız
   Köyün bizi seyreden genç kızlarına
   O zaman dolaşır ayaklar
   Birbirine
   Davul 'dum' deyince hızlıca
   Bitmiştir halay
   Atar biri elini cebine"
   Düğün dört gün sürer de düğünde konuk eksik olur mu? İkinci gün başlar çevre köylerden gelmeye konuklar. Köyün dışında traktörlerle, silah atılarak karşılanırlar. O zamanlar halaylar çekilirken de gelin alındıktan sonra da çok silah atılırdı. Düğüne gelen konuklar çoğu zaman "Sen götüreceksin, ben götüreceğim!" diye kavgayla paylaşılır. Onlar "aziz misafir"dir artık düğün boyunca. Komşu köyden gelen konukları biz götüremedik, diye ağladığmı da bilirim ben. Akşamları da "Sinsin" oynanır. Daha çok ikinci ve üçüncü gün akşamları. Varil eskilerinin üstüne içi külle dolu bir sac konur. Külün üzerine yanık yağ dökülür. Bu kül ateşlendiği zaman uzun süre yanar.
   "Çevrilir ateşin etrafı
   Davul-zurna duvarın dibinde
   Çalarlar sinsin havasını
   Ve de şapkası geriye kaykılmış delikanlım
   Eller arkada,baş dik,gözler fıldır fıldır
   Uyar davul-zurnanın havasına
   Dizlerin biri kalkar,biri iner
   'Var mı bana yan bakan!'
   Havasıyla
   Köy yiğidim
   Döner de döner
   Tam bu sırada
   Halkalanmış, ateşin etrafında
   Seyredenlerden biri
   Kurşun gibi
   Fırlar ileri
   Yetişirse dönen yiğidin sırtına
   Olanca gücüyle indirir yumruğu
   Kendisi başlar dönmeye
   Devam eder gider sinsin oyunu
   Ne zaman mı biter
   Ateş ne zaman yüz tutarsa
   Sönmeye"
   Düğünün üçüncü günü ikindi üzeri kız evine "yenge" gidilir. Kız evi köyün içinde de dışında da olsa bu değişmez. Orada halaylar çekilir, silahlar atılır. Yenge grubundan birkaç kadın o akşam kız evinde kalır. Bu herhalde gelini ertesi güne hazırlamak içindir. Kız evi de yanlış hatırlamıyorsam orada bir yemek verir. Ertesi sabah güneş yükselirken, daha çok kuşluk vakti tüm köylü toplanır kız evinde. Kız evi başka bir köydeyse traktörlerle, minibüslerle yola düşülür. Kız evinin kapısına kıza verilecek çeyiz yığılmıştır. Gelenler ilgiyle seyrederler bu eşyaları. Sonra eli kalem tutan biri kız ve erkek tarafıyla birlikte bu çeyizleri değerlerini de belirterek bir kağıda yazar. Bu bir senettir. Ola ki ayrılma durumunda damat tarafı kız tarafına bu miktarı ödeyecektir. Eşyalar vagonetlere yüklenir. Hemen aynayı kapar bir genç ya da çocuk. Bahşiş alacaktır oğlan evinden.
   "Sonra mı
   Sonra kapıdan görünür al duvaklı gelin
   Babasının ya da
   Kardeşinin kolunda
   Öyle dertli vurur ki
   Gelin havasını
   Davul ve zurna
   Akraba da olmasanız
   Siz de ağlarsınız
   Orada"
 

   Gelin silah ata ata eve indirilir. Hayırlı olsun dilekleriyle düğün biter. Ayrıntılı anlatacak olsam bu düğünleri bu yazı bitmez. O akşam "güvey giydirme", ertesi gün "duvak açma" gibi damat ve gelinle ilgili törenler olsa da biz burada keselim, yazımızı da eski kültürümüzü merak edenlere armağan edelim.
   ..............................


   Numan Kurt

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@