Vatan hainliği üzerine...
Bu günlerde gündemden düşmeyen askeri darbelerin ve bunların ülke ekonomisine verdiği zararlara hiç kimse itiraz etmiyor.
Buna sebep olanlar cezalandırılmalıdır, ancak, ülke ekonomisi sadece bir kısım askerlerden zarar gördü gibi bir hava estiriliyor, oysa bazı üniformasızların bu memlekete verdiği zarar aslında çok daha fazla.
Bu zararlara gelince...
Mesela,
- düşüncesizce özelleştirmeler yapıp; cari açığı azdıran, dışarıya kar transferleri patlamasına sebep olanlar ve özelleştirmeden gelen paralar bitince şimdi kara kara düşünenler de, bu ülkeye zarar vermişlerdir.
Mesela,
-bize soykırımcı yaftası yapıştırmak isteyen ülkelere; prim verirmiş gibi o ülke ile ticareti artıran iş adamlarının zararları; "zararı oldu" denen askerlerden katbekat fazladır.
Mesela,
-ülkede bol miktarda bulunan kaçakçılar, hayali ihracatçılar hatta, bunlara göz yumanlar hem ülkenin kalkınmasına hem ahlaka zarar vermişlerdir.
Mesela,
-turistlere kazık atanlar, Gürcistan'a ahmak gibi kumar oynamaya giden budalalar da ülkeyi milyarlarca zarar ettirmiştir.
Bunların hiçbirine dahil olmayıp, sadece "anormal" davranışlarıyla ülkesine zarar verenlerin sayısı bile bizi ürkütecek kadar fazladır.
Aşağıdaki anekdotu okuduktan sonra, bahsi geçen kişinin veya kişilerin zararlarını tartışabiliriz...
Buyurun...
Yıl 1973, ay temmuz, yer İstanbul Sirkeci tren garı...
İstanbul'daki turistleri ve Avrupa'ya çalışmaya gidenleri götüren tren Paris'e doğru yola çıktı, Yugoslavya'nın (Sırbistan) başkenti Belgrat'ta aktarma var.
Yüzlerde kah endişe kah sevinç var, iki arada bir derede gibiyiz.
İçimizde kasketli köylüler ve yarım şehirli görünümlü / köy-kentli insanlar var.
Herkes terbiyesince yerinde oturuyor ve etrafı rahatsız etmemek için çok az konuşuyor, hatta konuşmak ta istemiyor.
Benimle beraber Fransa'da aynı firmaya çalışmaya giden 6 kişinin dosyası bende.
İçlerinde en genci benim...
Belli etmemeye çalışsam da bende endişeliyim aslında, aynı zamanda içimde koparıp atamadığım bir sıkıntı var.
Kendimden emin görünerek arkadaşlarıma güven vermeliyim...
2 yıl çalıştığım İstanbul'dan ayrılmanın burukluğu var içimde...
Sanki biraz da sinirli gibiyim ama, belli etmemem lazım...
Tren hareket edip İstanbul'dan yeni çıkmıştı ki, gördüklerim sinirlerimi daha da bozdu...
Taciz edecek kadın arayan kötü bakışlı biri "ağzına iyice oturmuş" sigarayla her kompartımana kafasını sokup ilerliyordu, aradan çok zaman geçmeden üç kişi oldular.
Hiç kimse sesini çıkarmayınca, bu yamuklar daha da yamuklaşıyordu.
Belli ki, insanların sesini çıkarmaması; onlar için terbiye değil de, bir korkaklıktı.
Tren Bulgaristan veya Yugoslavya'ya girince karanlıkta bu mikroplar trenden atılırsa; ülkem adına ne kadar sevap alırım'ın hesabı yapılacak ve onların ruh halini muayene etmeden Avrupa'ya işçi olarak gönderene lanet okuyacak kadar adamlar kötüydü.
Yugoslavya'da tren aktarmasından sonra onları bir daha görmedim, belki de Almanya'ya gittiler.
Şimdi bu zavallıların zararlarını tartışalım isterseniz...
Akıl var nizan var,
tamamı bize ön yargıyla bakan herhangi bir Avrupa ülkesine böyle birileri gönderilir mi allah aşkına?
Böyle tehlikeli yaratıkların ülkesine turist olarak kim gitmek ister?
Bu aşağılık tipler yüzünden, seçim zamanlarında o insan müsveddelerini ülkesine def edeceğini vaat eden politikacıya oranın halkı oy vermez mi?
Bakın Ermeniler nasıl yapıyor...
Dün gibi hatırlıyorum,
1977 de Fransa'nın Orleans şehrinin Montargis kazasında Albert isimli Ermeni bir doktor vardı ve bu doktor biz Türkler'e çok iyi davranırdı.
Ben Albert isimli Ermeni doktoru hiç görmedim ama, onu tanıyan Türkler onu methede methede bitiremezlerdi.
Ermeni doktor aslında doğru olanı yapıyordu, doğru yoldaydı.
Eminim ki, bunu bizim için değil de, Ermenistan için yapıyordu şüphesiz.
İşte entegrasyon dedikleri de aslında bu.
Fransa'da sayıları aşağı yukarı biz Türkler kadar olan Ermeniler; Avrupa'da bir "şef-ülke" sayılan Fransa'da sağda solda "kendilerini mahcup edebilecek" atıl yetil olan hiç bir Ermeni bırakmamışlar ve bununla yetinmeyerek o ülkenin siyasetine yön verir duruma gelmişler.
Ön görü fakiri bizimkiler ise "vatan haini gibi" bunun tam tersini yaparak; Avrupa'da bugünkü duruma zemin hazırladılar.
Halbuki, "fırsat bu fırsat" deyip, işçi diye oralara seçilmiş kişileri gönderselerdi, bugün Türkiye en büyük ilk 10 ekonomi içine çoktan girmiş, Türkiye'nin GSMH'nı çoktan ikiye katlamıştı ama, o fırsat maalesef kaçtı.
ÜYE İŞLEMLERİ




Facebook
Google
Yahoo
Digg
Del.icio.us
Twitter














