"Sokakta Oynamanın" Çocuklar İçin Yararları

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nilgün Güvener Demirağ, çocukların sokak oyunlarıyla dışarıda zaman geçirmelerinin, kemik sağlıkları ve hareket etmeleri açısından çok önemli olduğunu belirtti.Türkiye...

"Sokakta Oynamanın" Çocuklar İçin Yararları

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nilgün Güvener Demirağ, çocukların sokak oyunlarıyla dışarıda zaman geçirmelerinin, kemik sağlıkları ve hareket etmeleri açısından çok önemli olduğunu belirtti.Türkiye...

"Sokakta Oynamanın" Çocuklar İçin Yararları
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nilgün Güvener Demirağ, çocukların sokak oyunlarıyla dışarıda zaman geçirmelerinin, kemik sağlıkları ve hareket etmeleri açısından çok önemli olduğunu belirtti.
Türkiye Endokrinoloji Ve Metabolizma Derneği tarafından düzenlenen 37. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi, Antalya’nın Serik İlçesi Belek Turizm Merkezi’ndeki Su Sesi Otel’de gerçekleştirildi.
YAYGIN HASTALIK
Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkanı Prof. Dr. M. Sait Gönen, tiroid hastalıkları dünyada ve özellikle Türkiye’de en yaygın endokrinolojik hastalıklardan biri olduğunu söyledi. Yapılan çalışmalar sonucu Türkiye’de toplumun yüzde 5-40’ında tiroid hastalığı veya riski bulunduğunu gösterdiğini aktaran Gönen, 16 yıldır uygulanan ‘tuzların iyotlanması’ programı ile iyot alımında düzelmenin kısmen sağlandığı, ancak sorunun devam ettiğinin açık olduğunu belirtti. İyot alımındaki artışın, otoimmun tiroid hastalıkları, hipertiroidi ve tiroid kanserleri gibi bazı tiroid hastalıklarının dağılımında değişikliklere neden olduğunu işaret eden Gönen, "İyotlama programı ile iyot eksikliği bölgelerinde ortaya çıkabilecek tirotoksikozlar toplum sağlığı açısından iyot destek programına engel olmamalıdır. Türkiye’de guatr endemiktir (toplumun yüzde 5’inden daha sık görülen yaygın hastalıklar). Halen şehir merkezlerinde bile toplumun önemli bir kısmında iyot eksikliğine bağlı guatra rastlanmaktadır. Okul çağı çocuklarında bile guatr sıklığını yüzde 30 bulan çalışmalar mevcuttur" diye konuştu.
SIKLIK YÜZDE 45’LERE ÇIKABİLİYOR
Yetersiz iyot alımının gebe ve bebek sağlığını etkilediğinin altını çizen Gönen, "Gebelerde tuzla yeterli iyot alınamıyorsa medikal olarak iyot tedavisi düşünülmelidir. Yine ülkemizde değişik bölgelerde yapılan çalışmalarda guatr sıklığının yüzde 45’lere kadar çıkabildiği göstermiştir. Özellikle 40 yaşın üzerindeki bireylerde ve kadınlarda sıklık artmaktadır. Ancak çocuk ve genç popülasyonda da halen guatr önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Batı Karadeniz bölgesinde yapılan bir çalışmada 13-19 yaş grubunda guatr sıklığı yüzde 23.8 olarak bulunmuştur. Ülkemizde hipertiroidi, hipotiroidi, özellikle de iyot eksikliği, guatr ve nodüler guatr en sık görülen endokrinolojik hastalıklardandır. Guatrojen yiyecekler, iyot eksikliği en önemli etiyolojik sorumlulardır. İyot replasman programı 16 yıldır uygulanmaktadır ancak halen tam olarak yeterli değildir" dedi.
30 YAŞINA KADAR ZİRVE KEMİK KİTLESİ
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nilgün Güvener Demirağ, metabolik kemik hastalıkları, kemik kitlesi ya da kemik mikro-mimarisini bozarak kemikte kırılganlık, deformiteler ve bunlarla ilişkili olarak morbidite, bazen de mortaliteye neden olabilen hastalıklar bütünü olduğunu ve en sık görülen metabolik kemik hastalığı osteoporoz olduğunu söyledi. İnsanın yaklaşık 30 yaşına kadar zirve kemik kitlesine ulaştığını belirten Demirağ, "Ancak bu yaş sonrasında yapım-yıkım dengesi yıkım lehine değişmeye başlar. Dolayısıyla bu yaşa kadar ne kadar yüksek zirveye ulaşılırsa, ileriye yönelik kemik kaybının getireceği sorunları önlemek o kadar mümkün olabilir. Genetik, kuşkusuz hastalıklara meyilde çok önemli bir belirleyicidir. Beslenmede yeterli kalsiyum alımı, D vitamini eksikliğinin önlenmesi, yeterli gün ışığı maruziyeti, egzersiz, yüksek tuzlu beslenmeden kaçınma, potasyum içerikli meyve sebze tüketimleri, sigara ve alkolden uzak durulması; kazanılması gereken yaşam alışkanlıklarıdır. Bu alışkanlıkların çocukluktan itibaren kazanılması, korunma adına oldukça önemlidir. Yoğun tuz tüketiminin kemik sağlığını da olumsuz etkileyeceği bildirilmektedir. Diyette alına tuz miktarının fazlalığı, uriner kalsiyumun yeniden geri emilimini bozup, kalsiyum kaybına neden olmaktadır. Dünyada işlenmiş hazır gıdaların tüketiminin artışı, tuz tüketimini de artırmıştır" şeklinde konuştu.
TÜRKİYE KALÇA KIRIĞI ORANININ DÜŞÜK OLDUĞU BİR ÜLKE
Osteoporozun, dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon frajilite kırığından sorumlu olduğunu dile getiren Demirağ, "Türkiye halen Avrupa’da kalça kırığı oranının düşük olduğu bir ülke olmakla beraber, 1988’de yapılan MEDOS çalışması ve 2009 ‘da yapılan FRACTURK çalışması verileri 20 yılda, kırık insidansının belirgin arttığını göstermiştir. Osteoporoz daha çok kadınları ilgilendiren bir sorun olarak algılanmaktadır. Oysaki erkeklerde de osteoporotik kırıklar, ileri yaşlarda sıklıkla olabilmektedir. Bu yanlış algı, erkeklerde bu konuda korunma, taranma ve tedavi açısından eksiklik yaratmaktadır. Tüm dünyadaki kalça kırıklarının üçte biri erkeklerde olup, erkeklerde kalça kırığı sonrası mortalitenin, kadınlara göre 2 kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle hem sağlık ekibinin, hem de toplumun bu yanlış algıyı düzeltmek üzere bilinçlendirilmesi gereklidir" ifadelerini kullandı.
KEMİK SAĞLIĞI İÇİN D VİTAMİNİ
D vitamininin kemik sağlığı çok önemli olduğunun altını çizen Demirağ, "Besinlerle alımı sınırlı olup, en iyi besinsel kaynak yağlı balıklardır. Ayrıca yumurta, et gibi diğer besinlerde de bulunmaktadır. Besinler tek başına ihtiyacın tamamını karşılayamazlar. Vitamin D’nin doğal ana kaynağı, güneşli havalarda ultraviole ışınları ile cildimizde sentezlenmesidir. Erken bebeklik dönemi ve 5 yaş altı çocuklar, gebe ya da emzirme dönemindeki kadınlar, 65 yaş üstü insanlar, güneş maruziyeti çok az olanlar (kapalı giyinenler, genelde evde ya da kapalı ofislerde yaşayanlar, cilt rengi koyu olanlar" dedi. D vitamini eksikliğinin önlenmesine yönelik koruyucu önlemler geliştirilmesi gerektiğini işaret eden Demirağ, "Yaygın tüketilen gıdaların zenginleştirilmesi, güneş ışınlarından yaralanmada risk-fayda oranının gözden geçirilmesi, ulaşılabilir, içeriği güvenilir, ucuz vitamin D suplementlerinin geliştirilmesinin sağlanması, toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi, toplum sağlığı adına oldukça önemli adımlardır. Düzey bakmanın yüksek maliyeti düşünüldüğünde; vitamin D eksikliğinin sürekli taranıp, tedavi edilmesi yerine; önleyici önlemler daha etkin ve düşük maliyetli yaklaşımlardır. Bu yönde toplum bazlı politikalar geliştirilmesi gerekmektedir. Sağlıklı kemikleri olan yeni nesiller için önlemlerin intrauterin hayattan başlayarak alınması ve hayat boyu devamı gereği aşikardır" dedi.
ÇOCUK SOKAKTA OYNASIN
Koruma faktörlerinin D vitamini sentezini azalttığının altını çizen Demirağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ultroviyole ışınlarda risk fayda dengesini iyi tartmak lazım. Artmış bir kanser riski açısından dikkatli olmak lazım. Sabah on birden önce öğleden sonra saat üçten sonra dışarıda geçirecek zamanda kol bölgelerine sürmemeliyiz. Sokakta geçirdiğimiz zamanı arttırmalıyız. En önemli sorunlardan biri D vitamini eksikliğidir. Sabahtan girip çıkmadığı o plazada yaşayan, kapalı mekanda yaşayan insanlar, kapalı giyinen kişiler az yararlanıyorlar. Emniyetli saatlerde dışarıda zaman geçirilmelidir. Herkesin alması gereken bir miktar vardır. Kış dönemlerinde özellikle almak gerekir. Çocuklarımızı sokakta oynatmamız çok önemli. Çünkü sürekli ipadla, televizyon başında zaman geçiren, bilgisayarla oynayan bir yeni jenerasyon var. Ben çocukları önemsiyorum. Çocukların sokak oyunlarıyla dışarıda zaman geçirmeleri kemik sağlıkları açısından ve hareket etmeleri açısından çok önemlidir" ifadelerini kullandı.
YÜZ GÜLDÜREN TEDAVİLER
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Çömlekçi, beyin tabanında nohut büyüklüğünde olan ve vücudun tümü üzerine etki gösteren hormonlar salgıladığı için "ana endokrin bezi" olarak da bilinen hipofizin bir endokrin salgı bezi olduğunu kaydetti.
Çömlekçi, "Hipofiz tümörleri bazen çok büyük olup bezin salgıladığı hormonların azalmasına da neden olabilir. Hatta bazen kitle etkisi ile baş ağrısı, görme problemleri gibi sorunlara yol açabilir. Hipofiz bezinden bir veya birkaç hormonun gerek az gerekse fazla salınması, genellikle yaşam kalitesini düşüren bazen de yaşam süresini kısaltabilen olaylara yol açar. Hipofizle ilgili bütün hastalıklar endokrinoloji bilim dalımızın ilgilendiği, tedavi edilmediği takdirde ciddi problemler doğuran ancak hemen hepsi yüz güldürücü tedavileri olan durumlardır. Sorunların erken saptanması tanı ve tedavinin de hızlı olmasını ve hastanın daha az sorun yaşamasını sağlayacaktır" açıklamasını yaptı.
HİPERTANSİYON ÖNEMLİ BİR ÖLÜM NEDENİ
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Üyesi Prof. Dr. Fahri Bayram da, günümüzde hastalıkların ve ölümlerin en büyük kısmını oluşturan durumların kalp-damar hastalıklarından kaynaklandığını söyledi. Bayram, "Bu durumu etkileyen en önemli faktörlerden biri ise Lipid Metabolizması Bozuklukları-Dislipidemi’dir. Özellikle bu konu son 15-20 yıldır hemen hemen tüm hekimlerin ilgi alanı olup tedavi hedeflerinde kısa sürede çok farklı ve değişik yaklaşımlar ortaya çıkmaktadır. Yeni ilaçlar gündeme gelmekte, konu ile ilgili olarak çeşitli kuruluşlar, çeşitli disiplinler görüşlerini ve önerilerini bildirmektedir" dedi
Hipertansiyon tüm toplumlarda, tüm hasta gruplarında en önde gelen ölüm sebebi ve çeşitli hastalıklar için risk faktörü olduğunu vurgulayan Bayram, "Toplumda yapılan çeşitli araştırmalarda 20 yaş üzerindeki insanların en az yüzde 30’da, 50 yaş üzerindeki insanların yarısında hipertansiyon mevcuttur. Bu sık rastlanan hastalık ani ölüm, kalp krizi, koroner arter hastalığı, diyabet, inme, çeşitli nörolojik hastalıklar için riski katlayarak arttırır. Bazen ihmal edilen, önemsenmeyen hipertansiyonun bir risk faktörü olmasının yanında en önemli özelliği önlenebilir, kontrol altına alınabilir bir risk faktörü olmasıdır. Bu açıdan toplumun, insanların bilgilendirilmesi ve farkındalığın arttırılması şarttır" diye konuştu.
DİYABET 10 YILDA YÜZDE YÜZ ARTMIŞ
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Üyesi Prof. Dr. Dr. Oğuzhan Deyneli, Dünya Sağlık Örgütü, diyabet hastalığını ‘salgın’ hastalık olarak nitelendirdiğini kaydetti. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2030 yılı için öngördüğü diyabetli birey sayılarına Türkiye’nin 2010 yılında ulaştığını ve bu durumun ülke için ciddi bir tehdit oluşturduğunun altını çizen Deyneli, "Diyabet ülkemizde son 10 yılda yüzde 100’e yakın artmış ve günümüzde yaklaşık 7 milyon kişiyi etkilemekte olup yapılan araştırmalar, en az bu kadar da diyabet geliştirme riskinin yüksek olduğu glukoz toleransı bozuk birey olduğunu ortaya koymuştur" dedi. Diyabet tanısının gecikmesi, etkin tedavi edilmemesi çeşitli hastalıklara davetiye çıkardığını dile getiren Deyneli, "Böbrek yetmezliği, sinir hasarı ve dolaşım yetersizliğine bağlı ortaya çıkabilecek ayak ampütasyonları, körlük, kalp damar hastalıkları gibi ciddi komplikasyonlara neden olmakta, yaşam sürelerini kısaltmaktadır. Bu ciddi sorun ile ülkemiz koşullarında etkili mücadele için Cumhurbaşkanlığımız himayesinde 2011 yılında başlatılan ’Diyabeti Durduralım’ ve bu programa destek olarak Sağlık Bakanlığımız tarafından yürütülen ’Türkiye Diyabet Önleme ve Kontrol Programı’ halen uygulanmaktadır. Bu ciddi toplumsal sağlık sorunu ile mücadelede toplumun doğru olarak bilgilendirilmesi ve diyabetin etkili tedavisi için hekimlerin ve diyabet ekibi içinde yer alan tüm sağlık personelinin de bu konuda güncel bilgiler ve gelişmelerle ilgili olarak donanımlı hale gelmesi başarı için gereklidir" açıklamasını yaptı.
DÜNYADA 2.1 MİLYAR FAZLA KİLOLU VEYA OBEZ BİREY BULUNUYOR
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız ise, vücutta yağ miktarının artması olarak tanımlanan obezitenin tüm dünyada bir salgın hastalık olarak anıldığını belirtti. 1980 ile 2013 yılları arasında 188 ülkede yapılan 1769 obezite sıklığı çalışmasının incelendiği ve yakın zamanda yayınlanan bir analizin sonuçlarına göre 1980’den 2013’e kadar dünyada vücut kitle endeksi 25 kilogram olanların oranının erkeklerde yüzde 29’dan yüzde 37’ye, kadınlarda yüzde 30’dan yüzde 38’ yükseldiğini aktaran Yıldız, şunları söyledi:
"Buna göre halen dünyada 2.1 milyar fazla kilolu veya obez insan bulunmaktadır. Obez bireylerin yüzde 13’ü ABD’de, yüzde 15’i Çin ve Hindistan’da yaşamaktadır. Son 10 yıl içinde gelişmiş ülkelerde obezite artış hızında duraklama gözlenirken tüm dünyadaki obezlerin yüzde 62’sinin yaşadığı gelişmekte olan ülkelerde obezite görülme sıklığı giderek artmaktadır. Erkeklerin yarısından fazlasının obez olduğu tek ülke Pasifik Okyanusunda bir ada devleti olan Tonga. Kadınların yarısından fazlasının obez olduğu ülkeler arasında Tonga’nın yanında Katar, Kuveyt ve Libya yer alıyor."
TÜRKİYE’NİN YÜZDE 65’İ KİLOLU VEYA OBEZ
Analiz edilen 33 yıl içinde dünyada hiçbir ülkede obezite sıklığında gerileme olmadığının altını çizen Yıldız, "Günümüzde gelişmiş ülkelerde yaşayan her 4 çocuk ve ergenden birisi ile gelişmekte olan ülkelerde her 7 çocuk ve ergenden birisi, fazla kilolu ya da obezdir. Bu çalışmada da yer aldığı şekilde ülkemizde erişkin nüfusun yüzde 65’i kilolu veya obezdir. Ülkemizdeki çocuk ve ergen obezite rakamları gelişmiş ülkelere benzer görünmektedir. Obezitenin önlenmesinde ve yönetilmesinde birey, özel sektör ve sivil toplum örgütlerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Kilo alımını son derece kolaylaştırıcı bir çevrede yaşadığımız ve obezitenin tüm dünyanın ortak sorunu olduğu göz önüne alınırsa uluslararası işbirliği çerçevesinde ülke yönetimlerinin liderliğinde sistemli programların düzenlenmesi, yatırım yapılması ve yapılanların sonuçlarının toplum düzeyinde takip edilmesi obezite ile mücadelenin başarılı olabilmesi için kaçınılmazdır" ifadelerini kullandı.
Obezitenin azaltılması için değişik modellerin denendiği ifade eden Yıldız, "Herkes çok hızlı ve kesin çözüm önerisi arıyor. Biz obezite olmayanları korumak ve olanların daha da ilerlememesini sağlamalıyız. Beslenme ve hareketle ilgili kolay uygulamalar yapmalıyız. 10 bin adım günde yürümenin değerli olduğunu görüyoruz. Akıllı telefonda günlük kaç adım atacağımızı bilebilir. Beslenme alışkanlıklarını herkes biliyor ama uygulamıyor. Bunu uygulamalıyız" dedi. Yıldız, ani yapılan diyetlerin hiçbirinin yapılmaması gerektiğini dile getirerek, "Hiçbirinin yapılmaması gerekir. Fazla yağı kullandırmak istiyorsak. ’Hiç yemeyeyim, şok diyet yapayım, kilo vereyim’, kısa sürede kilo verdirebilir. Ama orta ve uzun vadede kilo almanızı sağlar. Yaz gelmeden bir önceki seneden uygulanabilir tedbirler alınmalıdır. Bu noktada 10 bin adım ve sağlıklı beslenmenin altını çiziyorum" dedi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.