Böbrek Taşı Hakkında Bilinmeyenler

Koru Ankara Hastanesi Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Biri, Böbrek Taşı Hakkında Bilinmeyenleri Anlattı.

Böbrek Taşı Hakkında Bilinmeyenler

Koru Ankara Hastanesi Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Biri, Böbrek Taşı Hakkında Bilinmeyenleri Anlattı.

Böbrek Taşı Hakkında Bilinmeyenler
Koru Ankara Hastanesi Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Biri, böbrek taşı hakkında bilinmeyenleri anlattı.
Normal şartlarda idrar içerisinde bulunan ve birikmeden atılması gereken kristallerin herhangi bir sebeple tam olarak atılamaması ve bir araya gelmesi veya idrarda taş oluşumunu engelleyen bazı koruyucu maddelerin eksik olması sonucu böbrek taşları meydana geldiğini söyleyen Koru Ankara Hastanesi Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Biri, böbrek taşı oluşumunda tanımlanmış birçok risk faktörü bulunduğunu ifade etti. Biri, bu riskleri günlük yetersiz sıvı alımı, genetik bazı hastalıklar, hiperparatirodizim, hipertiroidi gibi hormone bozukluğuna yol açıp kan kalsiyum düzeyini arttıran hastalıklar, yüksek hayvansal protein ile beslenme, liften fakir diyetle beslenme, aşırı tuz tüketimi, sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, böbreklerin anatomik yani yapısal bozuklukları, sedanter yaşam, genetik aile öyküsü, çevresel faktörler, yaş ve cinsiyet olarak sıraladı. Bir kere taş düşüren hastaların 5 yıl içerisinde ikinci taşı düşürme riskinin yüzde 50-60 oranında olduğunu belirten Biri, bu nedenle yıllık düzenli kontrollerin yapılmasının önemli olduğunu vurguladı. Böbrek taşlarının yıllar boyu hiçbir şikayete yol açmayabileceği gibi oldukça ağır ve şiddetli durumlara da yol açabileceğinin altını çizen Biri, “En sık karşılaşılan şikayet yan ağrısıdır. Bu ağrı hafif olabileceği gibi oldukça şiddetli vasıfta da oluşabilir. Bir diğer şikayet idrarda gözle görünen veya mikroskopik olarak tespit edilebilen kanamadır” dedi.
Böbrek taşı idrar kanalına düşüp idrar torbasına doğru ilerlemeye başladığında ağrının şiddetinin arttığını ve idrar torbasına doğru yaklaştıkça ağrının kasıklara yayılabileceğini belirten Biri, bu durumda genellikle ağrıya bulantı, kusma, sık idrara çıkma ve hatta ateşle titreme eklenebileceğine dikkati çekti. Tanının hastanın şikayetlerinin dinlenmesinin ardından radyolojik tetkikler ve biyokimyasal tetkikler ile konulduğunu söyleyen Prof. Dr. Biri, “Radyolojik olarak direk üriner system grafisi, ilaçlı böbrek filmi (İVP=intravenöz pyelografi), ultrasonografi (USG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) tetkiklerininden bir veya birkaçı gerekli olabilir. Biyokimyasal olarak kanda böbrek fonksiyonları hakkında bilgi veren üre ve kreatinin seviyeleri, tam kan sayımı ve tam idrar tahlili gereklidir” dedi.
Hastalığın tedavisi için neler gerektiğini de sıralayan Prof. Dr. Hasan Biri, "Öncelikle taşın böbrekten veya idrar kanalından temizlenmesi gerekir. Ardından taşın oluşum nedenlerine yönelik araştırma yapılıp tekrar oluşumunun engellenmesi amaçlanır. Taş tedavisinde özellikle idrar kanalına düşen 5 milimetrenin altındaki taşlar için medikal, yani ilaçlarla tedavi tercih edilir. Bu amaçla taşın daha kolay düşebilmesi için idrar kanallarını genişletecek bir takım ilaçların yanında, ağrı ve enfeksiyonun önlenmesi amacıyla ağrı kesici ve antibiyotikler verilip hastanın bol su içerek taşını düşürmesi beklenir. Taş bu tedaviye rağmen düşmez ise veya daha büyük boyutlu taş mevcut ise vücut dışı şok dalgaları ile taşı kırmak veya ameliyat ile taşın alınması seçenekleri mevcuttur” dedi.
Taş ameliyatlarının günümüz teknolojisi ile tamamen kapalı şekilde yapılmaya başlandığını anlatan Biri, “Taş cerrahisinde yöntem seçimi tamamen taşın boyutu, taşın yerleşim yeri ve taşın tıkanıklık oluşturup oluşturmamasına göre planlanır” diye konuştu.
Biri, böbrek taşı ameliyatlarında endoskopik tedavi yöntemleri olarak semirigit üreterorenoskopi, fleksible üreterorenoskopi, perkutan nefrolitotomi yöntemlerinin mevcut olduğunu söyledi. Biri, semirigit üreterorenoskopide idrar çıkış deliğinden ince bir kamera yardımı ile idrar torbasına, buradan da idrar kanalına girilerek taşın kırılması esasına dayandığını, hastanın vücuduna ek bir delik açılmadan gerçekleştirildiğini, URS ile yalnızca idrar kanalında yerleşmiş taş, darlık veya tümör gözlenir ve lazer ile tedavi edilebildiğini ve böbreklerde yerleşen taşlara müdahale edilemeyeceğini belirtti. Fleksible üreterorenoskopinin de teknik olarak URS ile aynı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Biri, “Bu yöntemde de vücuda ekstra bir delik açılmadan idrar çıkış deliğinden oldukça ince ve her yöne kıvrılabilen bir kamera sistemi ile idrar torbasına, buradan da böbreklerin içerisine kadar gidilebilir. Böbreğin içerisindeki tüm odacıklara ulaşabilmek ve buralarda yerleşen taşları lazer ile kırmak ve tamamen temizlemek bu yöntem ile mümkündür” dedi.
Biri, perkütan nefrolitotomi ise şu sözlerle anlattı:
“Bu yöntemle bel bölgesinden cilt üzerine ufak bir delik açılarak bu delik içerisinden böbreğe ulaşılır. Böbrek içerisine özel ince aletler ile girilerek taş ve taşlar kırılıp dış ortama çıkarılır. Bu yöntemin uygulanabilmesi için taşın böbrek içerisinde 2 cm’den büyük olması gerekmektedir. Büyük bir kesi olmadığı için ameliyat sonrası daha az ağrı hissederler ve kozmetik açıdan rahatsız eden bir görünüm oluşmaz. Günümüzde açık böbrek taşı ameliyatlarının yerini almış olan PNL yöntemi ile iyileşme süreci oldukça kısadır. Ameliyat sonrası böbreğe giriş yapılan delikten iyileşme sürecini hızlandırmak amacıyla ince bir sonda (nefrostomi) yerleştirilir. Bu sonda ameliyattan 1-2 gün sonra kolayca çekip çıkarılır. PNL ile taşlar tamamen temizlenir ve ortalama 2 günde taburcu olunur.”
Sık taş düşürme hikayesi olan hastalarda, özellikle çocukluk döneminde taş hastalığı başlayan hastalarda ameliyattan 1 ay sonra metabolik taş değerlendirmesi yapılması gerektiğine vurgu yapan Biri, “Metabolik taş değerlendirmesinde ameliyatla alınan veya kendiliğinden düşen ufak taş parçalarının analizi yapıldığını, detaylı kan tahlili yapıldığını, bir gün boyunca size tarif edilecek şekilde idrar toplanır (24 saatlik idrar analizi). Bu tahlil ile idrarınızda kalsiyum fazlalığı, taş oluşumunu arttıran maddelerin fazlalığı mı mevcut yoksa taş oluşumunu engelleyici koruyucu maddelerin eksikliği mi söz konusu olduğu tespit edilir” dedi.
Prof. Dr. Hasan Biri açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Tüm bu değerlendirmelerin sonucunda taş oluşum nedeninin belirlenerek ve bir daha oluşmaması için bir takım önlemler alınır. Taş tedavisinde ilk ve asıl amaç taşın oluşumunun engellenmesi olmadır. Bu nedenle taşın metabolik değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Taş oluşum riskini arttıran bir takım faktörler mevcuttur. Bunlar; yemeklere ek tuz atılmamalı, günlük alınan tuz miktarı azaltılmalı, aşırı hayvansal kaynaklı protein tüketiminden kaçınılmalı, lif içeriği yüksek olan besinlerin tüketimi arttırılmalı, günlük sıvı alımınızı 2 litre idrar yapacak şekilde düzenlemelisiniz. Hava sıcaklığı ve aktivite durumuna göre sıvı ihtiyacı değişebilir. Bu nedenle günlük 2 litre idrar çıkışını sağlayacak düzeyde sıvı alınmalı olarak sıralanabilir.”
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.