Başaralı: “Organ Bekleyenlere Her Yıl 4 Bin 500 Kişi Ekleniyor”

Mersin İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Mustafa Kemal Başaralı, Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin-4 bin 500 kişinin organ bekleme listesine eklendiğini belirterek, “Biz ya da yakınlarımız her an organ bekleyen bir hasta olabilir. Unutmayın...

Başaralı: “Organ Bekleyenlere Her Yıl 4 Bin 500 Kişi Ekleniyor”

Mersin İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Mustafa Kemal Başaralı, Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin-4 bin 500 kişinin organ bekleme listesine eklendiğini belirterek, “Biz ya da yakınlarımız her an organ bekleyen bir hasta olabilir. Unutmayın...

Başaralı: “Organ Bekleyenlere Her Yıl 4 Bin 500 Kişi Ekleniyor”
Mersin İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Mustafa Kemal Başaralı, Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin-4 bin 500 kişinin organ bekleme listesine eklendiğini belirterek, “Biz ya da yakınlarımız her an organ bekleyen bir hasta olabilir. Unutmayın ki, organ bağışı hayat bağışıdır. Bir organ bağış kartı alın. Gelin siz de bir hayat kurtarın” çağrısında bulundu.
Doç. Dr. Başaralı, 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, bir insanın organa ihtiyaç duyma ihtimalinin, organ bağışı yapma ihtimalinden çok daha fazla olduğunu ifade ederek, herkesi organlarını bağışlayarak hayat kurtarmaya çağırdı. Türkiye’de, 18 yaşını doldurmuş ve akli dengesi yerinde olan herkesin, 2238 sayılı yasaya göre organlarının tamamını veya bir bölümünü bağışlayabileceğini bildiren Başaralı, “Verilen bağış kartına rağmen, beyin ölümü gelişmesi durumunda kişinin ailesinden izin alınmaktadır. Bu nedenle lütfen organlarınızı bağışlamak istediğinizi yakınlarınıza da bildiriniz” dedi.
Organ uygunluğuna nakil cerrahlarının karar verdiğini ve 94 yaşında dahi uygun olduğu takdirde organların kullanılabildiğini dile getiren Başaralı, kanser, AIDS ve domuz gribi harici diğer hastalıklarda organların kullanılabildiğini kaydetti. Organ naklinin canlıdan ve beyin ölümü gerçekleşmiş kişiden olmak üzere iki verici (donör) kaynağı bulunduğuna işaret eden Başaralı, şöyle devam etti: “Maalesef ülkemizde organ vericilerinin yaklaşık yüzde 80’i canlı, yüzde 20’si kadavra kaynaklıdır. Bu oran böbrek nakillerine göre çıkartılmaktadır. Çünkü karaciğer bekleyen hastaların canlı vericiden organ nakli şansı çok düşük, kalp ve diğer organ bekleyenlerin ise bu şansı hiç yoktur. Bu hastalar kadavradan organ bağışı olmaz ise bekleme listelerine alınmalarını takip eden kısa bir süre içinde kaybedilmektedir.”
“28 BİN HASTA, BEKLEME LİSTESİNDE ÖLENLERDEN YARDIM BEKLİYOR”
Türkiye’de beyin ölümü tespit oranının hiç de az olmadığının altını çizen Başaralı, Mersin’de de ilk organ bağışının gerçekleştiği 2007 Ağustos ayından bugüne dek 286 beyin ölümü tespiti yapıldığını, bunlardan 67 ailenin izni ile organlar kullanılarak, ölümü bekleyen insanlara can olduğunu vurguladı. Başaralı, Türkiye’de organ bekleyenlerin sayısını da şöyle sıraladı: “1 Kasım 2015 itibarı ile 22 bin 145 böbrek, 2 bin 225 karaciğer, 622 kalp, 265 pankreas, 51 akciğer, 5 ince bağırsak, 4 kalp kapağı, 2 bin 934 kornea olmak üzere toplam 28 bin 251 organ yetmezlikli hasta, bekleme listesinde ölenlerden yardım beklemektedir. Üstelik bu sadece listeye kayıtlı olan kişi sayısıdır. Tüm diyalize giren, yani böbrek yetmezliğindeki hasta sayısı 60 bin 272’dir.”
“Ailelerin organ bağışını reddetmelerinin en başta gelen sebebinin, organ bağışını o ana kadar hiç duymamaları ve üzerinde hiç düşünmemiş olmalarıdır” diyen Başaralı, beyin ölümünün biri nörolog veya nöroşirürjiyen, biri de anesteziyoloji ve reanimasyon veya yoğun bakım uzmanından oluşan iki hekim tarafından tüm muayene ve tahlilleri yapılarak saptandığına dikkat çekti. Doç. Dr. Başaralı, beyin ölümü gerçekleşmeden ve bu iki doktor tarafından onaylanmadan ölüden organ nakli yapılamayacağının altını çizdi.
“ÖLÜME TERK EDİLEBİLECEĞİNİZ DÜŞÜNCESİ DOĞRU DEĞİL”
Organ bağışlayanların ve yakınlarının endişelerine de değinen Başaralı, “Organ bağışı yaptığı ve organ bağış kartını taşıdığı takdirde ölüme terk edilebileceğini düşünen vatandaşlarımız da vardır. Oysa oldukça yanılmaktalar. Ölüm mutlaktır. Geliştikten sonra makineler sayesinde ve çok titiz bir bakım ile organlar bir süre daha canlı tutulmaktadır. Kaldı ki, organların alınabilmesi için kişinin hayattayken bağış yaptığı halde yine de ailenin izninin alınması gerektiği unutulmamalıdır. Bazen tam tersine daha iyi bakıma neden olmaktadır. Mesela bir kaza anında üzerinden organ bağış kartı çıkan bir vatandaş, beyin ölümü tespitinin yapılabildiği en teşekküllü hastanelere taşınmak zorundadır. Beyin ölümü tespiti sadece bunu muayene etmesi gereken uzmanların ve yoğun bakımın bulunduğu hastanelerde yapılabilir. Bu da sizin eksiksiz bir bakım görmeniz demektir. Beyin ölümü gerçekleşmeden, iki uzman doktor tarafından onaylanmadan, ölenin yasal varislerinin imzalı izni olmadan organ çıkarım ameliyatı ve hatta doku grup tahlilleri dahi yapılamaz” dedi.
“ORGANLAR SATILAMAZ VE KİŞİNİN GÖRÜNTÜSÜ BOZULMAZ”
Organı alınan kişinin görüntüsünün bozulacağı ya da organların satılacağı düşüncesinin de doğru olmadığını ifade eden Başaralı, şunları kaydetti: “Organ alımı ameliyatı, ameliyathane koşullarında titizlikle yapılır, gizli dikiş ile cilt kapatılarak vücut bütünlüğü bozulmadan aileye teslim edilir. O bedenler organların kıymetini çok iyi bilen hekimler için kutsaldır ve çok büyük bir saygıyı hak etmektedirler. Organ alacak hastalar öncelikle tıbbi aciliyet durumuna ve kan grubu ile doku grubu uyumuna göre belirlenir. Cins, ırk, din, zengin-fakir ayrımı yapılmaz. Özellikle ekonomik durumu kötü olan aileler yakınlarının organlarını sattıklarının düşünülmesinden endişe etmektedir. Herkes bilmelidir ki, böyle bir şey söz konusu olamaz. Beyin ölümü gelişen şahsın dokusunun kime uyacağını önceden bilmek bizim için de mümkün değildir. Bu ancak Ankara’daki Ulusal Koordinasyon Merkezi’ndeki liste ile beyin ölümü olan şahıs karşılaştırıldığında bilinebilir. Ailenin bu tip düşünceleri varsa kendileri istemediği takdirde, organ bağışı yaptıklarının gizli kalacağı garantisi verilir. Aile gizlilik istiyor ise ilgili birimlerde çalışan herkes bu konuda uyarılır ve ciddi hassasiyet gösterilir.”
“ORGAN NAKLİ CAİZDİR”
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun, 6.3.1980 tarih ve 396 sayılı kararı ile organ naklinin caiz olduğunu bildirdiğini anımsatan Başaralı, aynı kurulun organ bağışını insanın insana yapabileceği en büyük yardım olarak tanımladığını da kaydetti. Başaralı, “Kur’an-ı Kerim’de Maide suresinin 32. ayetinde, ‘Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur’ diye beyan olunmaktadır. Bütün büyük dinlerde de benzer kararlar mevcuttur. Yeni ölen birinin kalbini ve başka organlarını diri insana takmak caizdir. Bu iş ölüye hakaret olmaz. İslam dini, sıhhati korumayı ve bedenin selametini emretmektedir (Hedy-ül-İslami). Organ naklinde din, dil, ırk ayrılığı gözetilmez (El-Hedyül-İslami). Nakledilen organın ahirette kendisine dönüp dönmeyeceğinden endişe edenlere Kıyame Suresi, 3-4. ayetini örnek olarak vermek isterim; ‘İnsan kendisinin kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet, bizim onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter’ denmektedir” ifadelerini kullandı.
Mersin’de Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nde, böbrek ve karaciğer naklinin başarıyla yapıldığını da bildiren Başaralı, halkı bu konuda duyarlı olmaya davet ederek, sözlerini şöyle tamamladı: “Her yıl yaklaşık 4 bin-4 bin 500 kişi organ bekleme listesine eklenmektedir. Biz ya da yakınlarımız her an organ bekleyen bir hasta olabilir. Unutmayın ki, organ bağışı hayat bağışıdır. Bir organ bağış kartı alın. Gelin siz de bir hayat kurtarın.”
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.