Aile İçi Şiddette Baş Aktör: "Stockholm Sendromu"

Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Uzmanı Psikiyatrist Sümer Öztanriöver, Yaptığı Açıklamada, Stockholm’de Bir Banka Soyguncusuna Karşı Rehinelerin Geliştirdiği Bağlanma Ve Yardım Etme Davranışına Atfedilerek Tanımlanan Stockholm Sendromu’nun, Toplumda Çok Yaygın, Ciddi, Ölümcül Sonuçları Olabilen Bir Bozukluk Olduğunu Söyledi.

Aile İçi Şiddette Baş Aktör: "Stockholm Sendromu"

Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Uzmanı Psikiyatrist Sümer Öztanriöver, Yaptığı Açıklamada, Stockholm’de Bir Banka Soyguncusuna Karşı Rehinelerin Geliştirdiği Bağlanma Ve Yardım Etme Davranışına Atfedilerek Tanımlanan Stockholm Sendromu’nun, Toplumda Çok Yaygın, Ciddi, Ölümcül Sonuçları Olabilen Bir Bozukluk Olduğunu Söyledi.

Aile İçi Şiddette Baş Aktör: "Stockholm Sendromu"
Özellikle toplumsal olaylarda son zamanlarda adından sıklıkla bahsedilen "Stockholm Sendromu"nun hayatımızı olumsuz yönde etkilediği ve aile içi şiddette baş aktörler arasında yer aldığı bildirildi.
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Psikiyatrist Sümer Öztanrıöver, yaptığı açıklamada, Stockholm’de bir banka soyguncusuna karşı rehinelerin geliştirdiği bağlanma ve yardım etme davranışına atfedilerek tanımlanan Stockholm Sendromu’nun, toplumda çok yaygın, ciddi, ölümcül sonuçları olabilen bir bozukluk olduğunu söyledi.
"Aile içi şiddette Stockholm Sendromu, bir numaralı aktördür" diyen Öztanrıöver, "İstismarcı anne-babanın çocuğunda, şiddet gören kadında eşine karşı gelişebilir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) belirtileri gösterirler" dedi.
Stockholm Sendromu’nun gelişmesi için dört koşulun olduğunu ve bunlardan ilkinin hayati tehlikenin olması olduğunu ifade eden Öztanrıöver, "Saldırgan, öfke anında tamamen kontrolden çıktığı için kurban, ölümle burun buruna yaşar. Sık sık hastanelik edilir. Saldırgan, kurbanın ayrılma isteğine karşı sık sık ölümle tehdit eder. Kurbanı, çocuğunu, anne-babasını bazen de kendini öldürmekle tehdit eder" şeklinde konuştu.
Öztanrıöver, ikinci koşulun, kurbanın dış dünyadan soyutlanması olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
"Saldırgan aşırı kıskançtır ve kurbanı ailesinden, arkadaşlarından, işinden, sosyal hayatından kısıtlar. Kurbanın yardım isteyeceği sosyal destek ağları biter. Üçüncü koşul, kurban ortamdan kaçamayacağına inanır. Çaresizlik hisleri bu kişilerde çocuklaşma eğilimine (regresyona) yol açar. Ailesinden şiddet gören 3-5 yaşındaki bir çocuk gibidir. Evden gitmeyi düşünemez bile. Fiziksel-cinsel-duygusal şiddet karşısında donuk ve tepkisiz kalabilir. Dördüncü koşulda ise, saldırgan bazen yakın davranır. Kurbanı çok sevdiğini, sevdiği için kıskandığını, eğer doğru davranırsa her şeyin yoluna gireceğini söyler. Saldırgan bazen dayaktan sonra ağlayabilir ve kurbandan özür dileyebilir. Ancak bu kendini hatalı gördüğü için değildir. Saldırgana göre suçlu, her zaman kurbandır. Kurbanda artık travmatik bağlanma gelişmiştir. Hatanın kendisinde olduğuna inanmaya başlar. Saldırganın, geçmişindeki travmaları nedeniyle öyle olduğuna ve aslında ’iyi biri’ olduğuna inanır. Ona acır, onu kurtarmak ister ve çevresindekilere karşı onu savunur. Bir gün saldırganın ’düzeleceğine’ inanır. Saldırganlar ise olgunlaşmamış (immatür) kişilerdir. Öfke kontrolü açısından 3-5 yaşlarındaki bir çocuğun duygusal olgunluğuna sahiptirler. Benmerkezci ve bağımlı kişilerdir. İlgi ve sevgi beklentileri aşırıdır. Hemen daima kurbanın hatalı olduğuna inanırlar ve onu kontrol etmeye, değiştirmeye, düzeltmeye çalışırlar. Kendilerini hatalı görmedikleri için psikiyatrik yardım almak istemezler."
"ÖNLEMEK İÇİN TOPLUMSAL FARKINDALIK OLUŞTURULMALI"
Stockholm Sendromu’nu önlemek için öncelikle toplumsal farkındalığın oluşturulması gerektiğini vurgulayan Öztanrıöver, şöyle devam etti:
"Neredeyse canlı bir bomba ile yaşayan bu kişilerin, güvenliklerinin acilen sağlanması gerekir. Çünkü Stockholm Sendromlu kişiler duygusal açıdan 3-5 yaşlarındaki bir çocuk kadar bağımlıdırlar. Bu yüzden yaptırımların, şiddete uğrayan çocuklara uygulanan prosedürle aynı olması, yani şikayete bağlı olmaması gerekir. Bu sendromdan muzdarip kişilere travma terapisi yapılarak psikolojik yaralarının sarılması ve kendine güvenlerinin yeniden inşa edilmesi gerekir. Saldırganın da psikiyatrik hastalığının mutlaka teşhis edilmesi ve tedavisi yapılmalıdır. Saldırgan, tedaviyi talep etmeyeceği için de bu konudaki hukuki düzenlemelerin acilen yapılması gerekmektedir."
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.