Demirtaş İş Dünyası İle Bir Araya Geldi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin ve partililerin 124 yerde saldırıya uğradığını belirterek, “Bütün bu saldırılara karşı biz sağduyuyu elden bırakmadık. Çünkü farkındayız, 7 Haziran...

Demirtaş İş Dünyası İle Bir Araya Geldi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin ve partililerin 124 yerde saldırıya uğradığını belirterek, “Bütün bu saldırılara karşı biz sağduyuyu elden bırakmadık. Çünkü farkındayız, 7 Haziran...

Demirtaş İş Dünyası İle Bir Araya Geldi
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin ve partililerin 124 yerde saldırıya uğradığını belirterek, “Bütün bu saldırılara karşı biz sağduyuyu elden bırakmadık. Çünkü farkındayız, 7 Haziran seçimlerinde kardeşliğin kazanması lazım. Öfkeye öfke ile cevap verseydik, bu tuzaklara düşseydik inanın ki çok farklı bir Türkiye ile karşı karşıya olacaktık” dedi.
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Diyarbakır’daki bir otelde, iş çevreleri ile bir araya geldi. Toplantıda Demirtaş’a, eşi Başak Demirtaş, Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı ile bazı parti yöneticileri eşlik etti. Burada konuşan Demirtaş, sadece Türkiye’nin değil, bütün Avrupa ve Ortadoğu’nun gündeminde 7 Haziran seçimlerinin olduğunu belirterek, Türkiye’de kırılma yaratabilecek potansiyele sahip son derece önemli bir seçim gerçekleştirileceğini ifade etti. Her seçimin bir yenilenme ve toplumda bir seçme duygusu yarattığını anlatan Demirtaş, “Ama herhalde cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir seçim Türkiye’de yenilik adına ya da gerilik adına bu kadar büyük bir kırılmaya vesile olmayacaktır. Bizler kadınlar erkekler, Kürtler Türkler, Aleviler, Sünniler Türkiye’nin 81 vilayetinde yaşayan bütün farklı kesimler, hepimiz farkındayız ki 7 Haziran günü sandığa atacağımız oy sadece kendimizi ilgilendirmiyor. Çocuklarımızı, torunlarımızı ilgilendiriyor. Yani, biz kendimiz ile ilgili bir karar vermeyeceğiz. Sandıktan çıkacak sonuç, geleceğimizin nasıl şekilleneceğine dair kritik bir sonuç olacaktır. Eminim Diyarbakır’ın sivil toplum ve iş çevreleri bizden çok daha yakından, çok daha ilgiyle seçim kampanyasını izlemiştir” dedi.
“SANDIKTAN BARIŞI ÇIKARMAK İSTİYORUZ”
Bölgenin başlı başına bir trajedi ve acı bölgesi olduğunu, yüzyıldır bölgede acı üstüne acı ve travma üstüne travma yaşadığını kaydeden Demirtaş, “Bunları yaşayarak bugünlere gelmiş bir toplum olarak herhalde bizler en büyük beklentimizin barış olduğunu ifade edersek yanılmış olmayız. Biz bu seçimden, 7 Haziran sandıklarından barışı çıkarmak istiyoruz. Barış bizler açısından soyut bir kavram değildir, öyle sadece silahların sustuğu bir halden de söz etmiyoruz. Elbette silahlar kalıcı olarak susmalı, elbette ki silahlar kalıcı olarak gündemden çıkmalı. Ama bu tek başına barış demek değildir. Eğer bir yerde açlık varsa, işsizlik varsa, yoksulluk varsa, orada barış yoktur. Nerde toplumsal şiddet varsa, aile içinde şiddet varsa sokakta şiddet varsa orada barış yoktur. Bir yerde eğer sözlü şiddet varsa orada barış yoktur. Çevremiz, doğamız katlediliyorsa barış yoktur orada. Yapacak çok iş var. Biz sandıktan bir bütün olarak, negatif pozitif olarak bütün yönleri ile barışı çıkarmak istiyoruz” diye konuştu.
“LOKOMOTİF BİR GÜÇ OLUŞTURDUK”
Cumhuriyet tarihi boyunca her hükümet mutlaka iyi şeyler yaptığını, her hükümet taş üstüne taş koymaya çalıştığını vurgulayan Demirtaş, “Yüz yıl önceki Türkiye değil bugün, 15 yıl önceki Türkiye’de değil. Fakat hizmet veya kalkınma tek başına huzuru, güveni, barışı getirmez. Hizmetin nasıl ilerlediği, nasıl yapıldığı da çok önemlidir. Hizmetle birlikte, sağlıklı bir büyüme ile birlikte demokrasi, insan hakları ve özgürlükler ilerlemiyorsa orada yine barış yoktur. Biz işe, HDP olarak Türkiye’deki bütün farklı, ezilen, yok sayılan, aslında Türkiye’nin çoğunluğunu oluşturan bütün kesimlerle bir araya geldik. Lokomotif bir güç oluşturduk” dedi.
“YÜZDE 10 BARAJI DEFALARCA GÜNDEME GELDİ”
Bugüne kadar parlamentoda hakkaniyetli bir şekilde temsil edilmiyor olmanın yarattığı sorunun olduğuna ve bunu aşmak istediklerine dikkat çeken Demirtaş, şunları söyledi:
“Yüzde 10 barajını biz koymadık, aşmak için çok uğraştık. 2002-2004 yılında aşmak için çok uğraştık. Fakat biz yine de yüzde 10 barajı kaldırılmamış olmamasına rağmen parlamentoda temsiliyetin önemli olduğunu düşündük. 2007’de 2011’de bağımsız adaylarla parlamentoya girdik. Şimdi son 2.5 yıldır devam eden çözüm ve müzakere arayışlarına rağmen barajın kaldırılmamış olması, bizler açısından kabul edilir bir durum değil. Bütün bu görüşme trafiğinde yüzde 10 barajı defalarca gündeme geldi. Sadece HDP’nin sorunu değil dedik. Bizim dışımızda 20’den fazla parti, 25 civarında parti küçük büyük, az çok oy almasına rağmen parlamentoda temsil edilemiyor. Türkiye’de seçmenin zaten yüzde 15’i sandığa gitmiyor, bizim dışımızda yüzde 15’i parlamentoya giremiyor. Biz de bu dönem parlamentoya giremezsek yüzde 35 parlamento dışı kalmış olacak. Ve bu parlamentoya ileri demokrasi parlamentosu ve Türkiye’yi aydınlığa götürecek, demokrasi ile buluşturacak parlamento ismini koyuyorlar. Bu vahim bir durumdur. Hiçbir şeyi tartışmaya gerek yok. AK Parti iyi yaptı kötü yaptı, yanlış yaptı doğru yaptı. 13 yılını masaya yatırabiliriz. Tek tek yaptıkları, iyisiyle kötüsüyle, günahıyla suçuyla, vebaliyle değerlendirebiliriz. Haklıya hakkını da teslim edebiliriz. Ama ne yapmışsa, iyi yaptıklarını bir kenara koyun seçim barajı ile yaptığına ve söylediğine bakın.”
“TÜRKİYE BUGÜN SÜRİYE DEĞİLSE BUNU HDPYE BORÇLUDUR”
Geçen yıl, hem cumhurbaşkanı hem de başbakanın neden parti olarak seçime girmediklerini kendilerine sorduğunu dile getiren Demirtaş, şu açıklamalarda bulundu:
“Geçen yıla kadar, son 8 yıldır ‘Cesaretiniz varsa niye parti olarak seçime girmiyorsunuz’ diyorlardı bize. Burada amaçladıkları şuydu, bunlar parti olarak girsin baraj altında kalsınlar. 40 civarında bedava milletvekilli AK Parti koltuklarında otursun. Türkiye’de istedikleri kararı istedikleri yasayı çıkarsınlar diye sürekli bizi tahrik ediyorlardı. Biz parti olarak seçime girme kararı aldığımız güne kadar da söylemleri buydu. Şimdi biz parti olarak seçime girme kararı aldık ve bu karar yeni alınmış bir karar değil. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, özel sohbetlerimizde ya da yaptığımız toplantılar altını çizerek belirtiyordu. Biz cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 10 oy almayı hedefliyoruz, en az. Yüzde 10’u geçmeyi hedefliyoruz. Çünkü partimizi seçime hazırlıyoruz. Çünkü 2015 seçimlerinde biz parti olarak halkımızın karşısına çıkacağız diyorduk. Şimdi biz karar aldık. Başlangıçta bunu takdirle karşıladığını söyleyenler de oldu. Mesela sayın Beşir Atalay, ‘Bu olumlu bir karardır. Tabi ki her partinin hakkıdır, tabi ki her parti seçime kendi kimliği ile girebilir bu demokrasinin gereğidir’ dedi. Çünkü o gün baraj altında kalacağımıza yürekten inanıyordular. Sevinçle karşıladılar. Parti olarak giriyor olmamız onları mutlu etti, Eminim ki saraydaki avucunu ovuşturmaya başlamıştı. ‘Bedavadan 40 milletvekili geldi’ diye düşünüyordu. Çok da önemsemiyordu. Fakat günler ilerledikçe, haftalar ilerledikçe, kazın ayağının öyle olmadığı anlaşılınca HDP’nin baraj altında kalmamak için Türkiye’nin bütün ezilenleri ile ortak bir mücadele yürüttüğünü görünce panik başladı. 1.5 yıldır aldığımız bu kararı Amerika’da aldığımızı iddia etmeye başladılar. İsrail ile ortaklaşmışız, paralel ile ortaklaşmışız, kirli ittifaklar kurmuşuz asıl derdimiz başkaymış, bu nedenle seçime parti olarak giriyormuşuz. O kadar çok tekrarladılar ki kendileri de söyledikleri yalana inanmaya başladılar. Çünkü başka türlü olamaz diyorlar. ‘Bizden daha akıllısı olamaz, Kürtler bu kadar akıllı olamaz’ diyorlar. Zannediyorlar ki Allah bir tek aklı fikri onlara vermiş. Başkasının akıllı olma, siyaset yapabilme ihtimali kafalarından bile geçmiyor. Oysa, toplum aklını yitirmediği için doğru işler yapılıyor. Herkes sizin gibi aklını yitirmiş olsaydı herkes sizin gibi vicdanını yitirmiş olsaydı bu ülke bugün iç savaşta olurdu, Suriye gibi olmuş olurdu. Defalarca bütün arkadaşlarımla meydanlarda uyardık. Türkiye bugün Suriye değilse, Suriye gibi mezheplerin, kimliklerin inançların birbirini kestiği, yaktığı katlettiği bir ülke değilse bunu HDP’ye borçludur.”
“YA SURİYE GİBİ YA DA HDP GİBİ OLACAĞIZ”
Suriye’de bütün toplumun bir arada yaşadığını aktaran Demirtaş, şunları kaydetti:
“Kürtler de, Aleviler de, Sünniler de, Hristiyanlar da, Ermeniler de. Suriye tıpkı Türkiye gibi köklü bir ülkedir. Bu coğrafya, o topraklar onlarca medeniyet görmüş, geçirmiş ve her birinden birikim almış topraklardır. Bir arada yaşıyorlardı, iyi ya da kötü. Şimdi gidin bakın aynı mahallede yaşama ihtimali yok artık. Ayrıldılar artık. Tuzla buz ettiler. İnançları kültürleri bitirdiler. Suriye’de savaş bir gün bitecek, ama orada sadece bu savaşı körükleyenler kazanacak. Oranın petrolünü kendi ceplerine akıtmak isteyenler kazanacaktır. Orada herkes kaybedecek. Küçük bir istisna var ve inşallah sonuna kadar başarı ile devam eder, Rojava. Orada bütün inançları kimlikleri bütün zorluklara rağmen bir arada tutmaya çalışıyorlar. IŞİD vahşet örgütü, Nusra ve Kaide gibi benzer örgütler, sadece orada inanç katliamı yapıyorlar. Biz burada Türkiye’de, ne kadar farklı kesim varsa biz bir araya geldik parti kurduk, aday olduk ve ‘Türkiye’de hep birlikte yaşayacağız’ dedik. Bu birlikteliği yakalamak gerçekten çok zordu. Irkçılığa, mezhepçiliğe, dinciliğe savrularak işin içinden çıkamayız. Ya Suriye gibi olacağız ya HDP gibi olacağız. İki ayrı uçta iki ayrı gelecek ortadadır. AK Parti’nin Türkiye’si Suriye’den farklı değil, tekçilik üzerine kurulu. Tek olacağız diyor, dilimiz, imanımız, vatanımız bilmem partimiz, ampulümüz tek olacak. Başka bir şey tanımıyor. Bu tekçilik kadar, Türkiye gibi çoğulcu toplumlara dayatılan başka tehlikeli bir şey yok. O nedenle, bu seçim iki parti arasındaki yarış ve seçim değil. HDP’nin kazanması demek, işte bu topluluğun kazanması demek. Kürt, Kürt gibi yaşasın, anadili ile özgür olsun, Türk Türk gibi, Çerkez, Ermeni, Alevi kendileri gibi yaşasın. Alevi cem evine gitsin, Sünni camiye gitsin. Kimse kimsenin başörtüsüne el, dil uzatmasın. Özgür olsun ve bütün bunları garanti altına alan bir hükümetimiz olsun. O da HDP’nin anlayışıdır, başka çaresi yok. Aksi takdirde gerilimler devam edecek, bu gerilimlerin patladığı yerde iç savaş tehlikesi ortaya çıkacak. Biz bunların tamamını bertaraf ettik. HDP sadece seçim kampanyasında bile bunu başardı. Seçim kazanmadan, toplumsal barışı sağlamış olduk. HDP’nin olmadığı bir seçim kampanyası hayal edin, anların söylemlerine diline bakın, bizim bu siyasetimiz olmasaydı Türkiye ne hale gelmiş olacaktı.”
“124 YERDE SALDIRIYA UĞRADIK”
Sadece seçim kampanyası başladıkları günden bu yana 124 yerde saldırıya uğradıklarına da dikkat çeken Demirtaş, şu ifadelerde bulundu:
“Diyorlar ya, HDP şiddetle silahla oy topluyor. 124 yerde saldırıya uğradık. Genel merkezimiz dahil olmak üzere, kurşunlandık. Adana ve Mersin teşkilatları bombalandı. Karlıova’da dün parti minibüsü şoförü arkadaşımız işkence edildi. 30 kurşun sıkmışlar vahşice. Dün Erzurum’daydım, arkadaşımızı diri diri minibüsün içinde yaktılar. Bütün bu saldırılara karşı biz sağduyuyu elden bırakmadık. Çünkü farkındayız, 7 Haziran seçimlerinde kardeşliğin kazanması lazım. Öfkeye öfke ile cevap verseydik, bu tuzaklara düşseydik inanın ki çok farklı bir Türkiye ile karşı karşıya olacaktık. Bizler, bizi destekleyenlerin, gönülden bizim yanımızda olanların isteği neyse öyle davranmaya çalıştık. Çünkü biliyoruz, en çok barışa ihtiyacı olanlar bizleriz. Sarayda oturanların barışa ne ihtiyacı olacak. Sokakta kan gövdeyi götürse umurunda mı? Dağda kan gövdeyi götürse umurunda mı? Onun da bir siyasetini bulur, üzerinden kendini var eder. Ama acısını biz çekiyoruz. Gençlerimiz, işverenimiz, hep birlikte bu acıyı çekiyoruz. Bu bölgede yaşayan, ayrım yapmıyorum, hepimiz bedel ödedik. Ama ne için, daha özgür yarınlar için, insan haklarına demokrasiye dayalı bir toplum, bir devlet inşa etmek için. Bütün bunlara bu yüzden katlandık. Şimdi bunun semeresini almanın zamanı geldi diye düşünüyoruz. HDP’nin barajı aşması, işte bu toplumların kültürleri inançlarının özgürlüğü demektir. HDP’nin barajı aşması, demokratik siyasete olan inancın artması demektir. Bizler silah ve şiddet yöntemi olmasın diye siyaset yapıyoruz. Eğer siyasette güçlenirsek, barışı sağlamamız kolay olur. Hem de bütün Türkiye’yi kucaklayan bir parti olarak, parlamentoya daha güçlü girmek Türkiye’de toplumsal barışın garantisi olur. Böylesine güçlü bir siyasi çizgi, parlamento dışında kalsın diye akıl tutulması yaşamışlar, bizimle uğraşıyorlar. Ben başbakan olsam, ben cumhurbaşkanı olsam 10 Ağustos’ta Türkiye beni seçmiş olaydı ben sadece HDP’nin değil, Saadet Partisi’nin, Hüda-Par’ın diğer partilerin, parlamentoya girmesi için çaba sarf ederdim. Parlamento dışı kalanlar, ki biz yıllarca kaldık, onun acısını biliyoruz. Parlamento dışı kalanlar parlamentoyu kendilerine ait hissetmezler. Hissetmezlerse başka arayışlar içine girerler. O da işte toplumda geriliyim yaratır. Bugünün cumhurbaşkanı, Türkiye’nin 4’üncü büyük partisini baraj altında bırakmak için anayasayı ihlal ede ede, suç işleye işleye seçim kampanyası yürütüyor. Gönlümde bir parti ismi var diyor, söylemem. Hakikatten zannediyor ki Türkiye toplumu aptaldır. Bu kadar insanların zekası ile alay ediyor. Gönlümde bir aslan var diyor, ismini söylemem ama. 7 Haziran’da senin o gönlündeki aslanı kediye çevireceğimiz gündür. O zaman gönlündeki kedinin adını rahat rahat diyebilirsin. Çünkü sen tarafsız cumhurbaşkanı değilsin, parti başkanısın, cumhurbaşkanı halk başkanı demektir. Gönül isterdi ki sende bir halk başkanı olarak meydanları gezseydin, dolaşsaydın. Partiler arası gerilimin önüne geçmiş olsaydın. Biz parti liderleri olarak birbirimize sert sözler kullandığımızda sen hakem olsaydın. Ülkenin cumhurbaşkanı olarak buna izin veremem deseydin. İnan ki ellerinde iler tutar bir proje yok, çöktü. Vaatlerinin yüzde 30’unu gerçekleştirdiler, yüzde 70’i kaldı. Birazcık kalkınma yaptınız diye adaletten vazgeçecek halimiz yok. Gönül rahatlığı ile şehirde gezemiyorsanız, ekonominiz iyi olsa ne olacak. Hem gelişmeye, hem sağlıklı büyüme ve kalkınmaya ihtiyacımız var hem de özgürlüklere ihtiyacımız var.”
“TÜRKİYENİN GELECEĞİNİ KURMAYA ADAYIZ”
Kürtlerin kendi içlerinde demokrasiye ihtiyaçlarının olduğunu bu nedenle kendi içlerinden başlamaları gerektiğini belirten Demirtaş, bütün eksiklikleri cesurca masaya yatırmaları gerektiğini ifade etti. Yanlışların halının altına süpürülmemesi gerektiğini kaydeden Demirtaş, şöyle konuştu:
“Biz yanlışlarımızı halının altına süpürürsek, hiç merak etmeyin birgün biri çıkar o halıyı kaldırır. Düşüncene güvenmiyorsan inanmıyorsan, bunlar gibi yapmak zorunda kalırsın, baskıyla zorla, zorbalıkla ayakta kalmaya çalışırız o da toplum için felaket siyasetimiz için de facia ve son demektir. 7 Haziran’da halkın desteği Allah’ın izni ile devireceğimiz hükümet Türkiye’nin sonu felaketi değil önünü açacağız. Başarırsak, barajı geçer ve bu iktidara güç zehirlenmesi yaşayanlara bir hatırlatmada bulunursak, yanlış yaparsan cezalandırırsın, bu hatırlatmada bulunursak Türkiye’nin önünü açarız. Biz hazırız. Kadrolarımız Türkiye’nin geleceğini kurmaya adaydır. Anayasacıdan, tarım politikacısına kadar, eğitimden iktisada kadar, yerel yönetimlerden çevreye insan haklarına kadar, inanç politikalarından temel hak ve özgürlüklerin pratikleşmesi için adalet sistemine kadar her konuda uzman arkadaşımız var. Hiç kimsenin kimliğine bakmadan, inancını sorgulamadan sadece insan kimliğimiz ile büyük insanlık şiarında bir araya geldik ve bu kabul görmezse, başarılamazsa sadece HDP baraj altında kalmış olmayacak, büyük insanlık umudumuz baraj altına kalmış olacak. Türkiye’nin her yerinde karamsarlık artacak. Bu kadar iyilik varken kötülük kazandı, bu nasıl oldu diyecek herkes. İyiliğe olan inancımız, birbirimize olan inancımız güvenimiz azalacak. Eğer 7 Haziran akşamı AK Parti tek başına güçlü bir şekilde, HDP’nin baraj altında kaldığı bir iktidar kurmuşsa böyle bir ülkeden korkulur. Böyle bir hükümetten korkulur. Kendisine oy vermeyen şu anda herkes vatan hainidir. Bizim barajı aşma girişimimiz vatan hainliğidir öyle diyor. Niye, barajı aşmaya çalışıyorlar diye. Zorla, binbir emekle yürüttüğümüz bu seçim çalışması vatan hainliği imiş. Bu başkanlığı elde ettiği zaman en yakın arkadaşını, birlikte partiyi kurdukları zor zahmetli günlerde birlikte yürüdükleri arkadaşlarını sata sata bugüne geldi. Yanında tek bir eski arkadaşı yoldaşı yoktur. En çok biat edenler kaldı yanında. Saçı başı jöleli dışında etrafında kimse kalmadı. Akıl verecek kimse yok.”
“BARIŞ SÜRECİNDEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Diyarbakır ve bölgenin ekonomik, sosyal ve merkezi birçok sorunlarının olduğunu da işaret eden Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün eksikliklerimize rağmen bir aradayız. Bizi güçlü kılan budur. Burada işsizliğin bu kadar yüksek olması sadece hükümetin suçu değil. Biz burada yerel iktidarız, HDP olarak iğneyi önce kendimize batıracağız. Urfa, Adıyaman, Mardin ve Van’a kadar muazzam bir turizm destinasyonu, kültür ve inanç merkezi. Tek bir tohum bile eklemezseniz sadece bölge turizmi, bütün Türkiye’yi besler. Önümüzdeki günlerde TÜRSAB toplantısını burada yapacak. 81 ilden katılımcılar buraya gelecek. Bizde sonuna kadar destekleyeceğiz. Barış sürecinden asla vazgeçmeyeceğiz. İstikrarın, barışın güvenin olmadığı yerde ekmek yoktur. Bu nettir. Barışı destekleyerek sizi destekleyeceğiz. Sağlıklı büyüme, işçiye emekçiye değer veren kaçak çalıştırmayan düşük ücret ile çalıştırmayan sağlıklı istihdama dayalı yatırımlar. Paradan para kazananlar değil, risk alanlar desteklenmeli. Bu tek başına olmaz. Çok bileşenli bir mevzudur bu. Bunu da bizden başkası başaramaz. Tahminlerimiz tutar ve proje Türkiye genelinde destek alırsa önümüzdeki dönem Türkiye artık biz yöneteceğiz, yönetmeye hazırız diyeceğiz. Güçlü kaliteli bir muhalefetle parlamentoda varlığımız büyütmek istiyoruz asıl hedefimiz ya bir erken seçim, ye 2019 seçimi ile iktidara yürümektir. Türkiye’de bu boşluk var, bunu doldurmak bizim dışımızda hiçbir parti ile mümkün görülmüyor. Büyürken yürürken kibirlenen kaybeder. Mevki büyüdükçe mütevaziliğin de büyümesi lazım. Diyarbakır’dan tüm Türkiye’ye bu mesajı vermek istiyoruz, biz elimizi uzattık, bu elin bu dönem mutlaka sıkı sıkıya tutulması lazım. Birbirimizin elini sıkı sıkıya tutarsak asla kopmayız. Bu barış elinin bu kardeşlik elinin havada kalmaması lazım. Ve biz kötünün iyisi değiliz. Mevcutlar içerisindeki en iyisiyiz. O nedenle HDP’de herkesi buluşmaya birleşmeye davet ediyorum.”
Konuşmaların ardından IPM İtalya Uluslararası Barış Bürosu Temsilcisi Fulgida Barattoni, Demirtaş’a barış rozeti taktı. Demirtaş, ödülü alırken yaptığı konuşmada, “Barış ödülünü son kırk yıllık savaşta hayatını kaybetmiş olanlar adına, Türk ve Kürt anneleri adına alıyorum. Barışı barış ödülünü en çok hak edenler onlardır” dedi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.