Başbakan Davutoğlu’nun Açıklamaları...(2)

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Benim çağrım Sayın Bahçeli’ye ve Kılıçdaroğlu’na değişik alternatifleri birlikte düşünelim, gerekiyorsa üçümüz biraraya gelelim. Bundan çekinmem ben. Yeter ki siyasi liderler oturdular ve bir çözüm...

Başbakan Davutoğlu’nun Açıklamaları...(2)

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Benim çağrım Sayın Bahçeli’ye ve Kılıçdaroğlu’na değişik alternatifleri birlikte düşünelim, gerekiyorsa üçümüz biraraya gelelim. Bundan çekinmem ben. Yeter ki siyasi liderler oturdular ve bir çözüm...

Başbakan Davutoğlu’nun Açıklamaları...(2)
Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Benim çağrım Sayın Bahçeli’ye ve Kılıçdaroğlu’na değişik alternatifleri birlikte düşünelim, gerekiyorsa üçümüz biraraya gelelim. Bundan çekinmem ben. Yeter ki siyasi liderler oturdular ve bir çözüm buldular dedirtelim” dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, TRT ekranlarında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Davutoğlu, “Sayın Kılıçdaroğlu ile koalisyon görüşmeleri anlamında tekrar görüşme olacağı şu anda görünürde yok. Ama kendisiyle şunda mutabık kaldık; bundan sonra bu ülkenin her sorumluluğu hepimizin üzerinde. İhtiyaç oldukça ya arkadaşlar üzerinden ya da doğrudan görüşelim dedik. Mecliste beraber olacağız, birçok reforma ihtiyaç olabilir, birçok kararı almaya ihtiyaç olabilir. Temaslarımız bundan sonra, şimdiye kadar olduğunda daha sıhhatli bir şekilde yürür. Benim hükümet süreci ile ilgili başka bir partiye, ne yapacağını ödev verir gibi konuştuğumu kimse görmedi. Sayın Bahçeli ve MHP ilk andan itibaren bize ödevler verdi, kendisi ne yapacağını söylemedi. CHP ile AK Parti bir araya gelsin hükümet kursun. Bırakın da ona biz karar verelim; kurarız, kurmayız. Ben şimdiye kadar bunu zikretmedim. Çünkü sürecin doğası gereği bu doğru bir şey değildi. Saygı görmek isteyen saygı gösterecek. Ben Sayın Bahçeli ile ikili görüşmelerimde hep nezaketimi gıyabında da ifade etmişimdir. Bazen yazılı açıklamalara yansıyan ifadeler, ülke sorumluluğu ve böyle bir kritik dönemde talihsiz bulmuşumdur. Ödev vermeyelim birbirimize, ödevi millet verdi. Oturup konuşalım. Anlaşabilirsek anlaşırız. CHP de olduğu gibi anlaşamazsak yine konuşmaya devam ederiz. Sayın Bahçeli’nin bize görev verir edayla konuşmasından biz rahatsız oluruz. Ben en başında verdiğim söze sadığım. Sayın Bahçeli’ye Kılıçdaroğlu ile yaptığım görüşme sonrasında, eğer sizde koalisyon kurma niyeti varsa, eş zamanlı olarak konuşmaya devam edelim, sizinle uygun zemin çoksa vakit kaybedilmez, bir ortaklık kurma çalışmalarını sizinle de yürütürüz. Eğer bizim erken seçim niyetimiz olsa niye bu kadar çaba sarf edelim. Ama Sayın Bahçeli’nin dediği, ‘Siz CHP ile konuşun, millet bize ana muhalefet görevi verdi.’ Daha önce de 20 Haziran da erken seçime gidilmeli dedi, erken seçim içinde 15 Kasım tarihini söyledi. Sayın Bahçeli görüşmeye açık olduğunu söyledi ama bir heyet oluşturmadık CHP gibi. Temas noktalarımız olsun dedik, her an tekrar görüşebilelim dedim” diye konuştu.
"BANA HİÇBİR KOALİSYON SİNYALİ VERMEYEN SAYIN BAHÇELİ’YDİ. BEN BUNLARI BİLEREK DÜN ERKEN SEÇİMDEN BAHSETTİM"
“Haziran’da erken seçim” diyenin Bahçeli olduğunu hatırlatan Başbakan Davutoğlu, “’Bize ana muhalefet partisi verildi’ diyen Sayın Bahçeli idi. Bana hiçbir koalisyon sinyali vermeyen Sayın Bahçeli’ydi. Ben bunları bilerek dün erken seçimden bahsettim. Bana en başında deseydi ki; ‘bizde koalisyon düşünebiliriz, CHP ile eş zamanlı yapalım’ deseydi. Eş zamanlı yapardık. Şuana kadar zaman kaybetmezdik. MHP ile mesafe almış olduğumuzu görseydik CHP’ye derdik ki, ‘kusura bakmayın burada koalisyon ihtimali daha yüksek’. Sayın Kılıçdaroğlu da MHP ile görüşün onunla daha kolay yapacaksanız onu yapın da dedi. Bahçeli gerek yok dedi. Şimdi vakit kaybından bahsediliyor dünkü açıklamada. 14 Temmuz’dan biz bugüne kadar aynı CHP gibi bütün müktesebatı gözden geçirip aynı yol alabilirdik. Vakit kaybı varsa, biz kimseye taahhütte bulunmadık, CHP ile koalisyon kuracağız diye. CHP’de taahhütte bulunmadı. Deneyeceğiz dedik, denedik. O arada vakit kaybetmezdik eğer MHP bize koalisyon ışığı, sinyali verseydi vermedi. Ben açıkçası o görüşmede de olmazsa daha sonra erken seçime nasıl gideriz diye, ikinci tur görüşmede nasıl yapabiliriz diye düşünüyordum Sayın Bahçeli ile. Çünkü bir koalisyon için ışık görmemiştik. Yanlış anlaşılmak istemem. O birlikte olmadı şunu da demedi Sayın Bahçeli, CHP ile olmadığı ortaya çıkınca ‘gelin birlikte koalisyon görüşmeleri sizinle yapabilirizin’ de sinyalini vermedi. Onu yapabilmiş olsaydı belki biz CHP ile daha hızlı bir takvimle MHP ile görüşebilecek bir aralık kalırdı. Bize görüşmeye gerek yok bizimle ama isterseniz görüşebiliriz denildi. Şimdi ben sözümü verdiğim için görüşme talebinde bulundum. Bugün cevabını aldık” ifadelerini kullandı.
“SADECE BİZE GÖREV VERDİNİZ. SİZ NE YAPTINIZ, SİZ NE YAPACAKSANIZ?”
Pazartesi günü MHP ile görüşeceklerini kaydeden Davutoğlu, şunları kaydetti:
“Biz vakit geçirmeye oynamadık, tiyatro da yapmadı kimse. Biz Sayın Kılıçdaroğlu ile görüşmeyi boşuna yapmadık. Bir taraftan ülke terör saldırısı altında, bir taraftan operasyonları yöneteceksiniz, günlerce burada sabahladık neredeyse, diğer taraftan hükümet görüşmeleri yürütmeye çalışıyoruz vakit kaybından bahsediliyor. O zaman bugün söylediğim şey; Peki biz bunları yaparken siz ne yaptınız. Sadece bize görev verdiniz. Siz ne yaptınız, siz ne yapacaksanız? Millet hepimize görev vermiş. Ne teklif ettiniz. Siz şunu yapın demenin ötesinde. Bende şunu yaparım diye niye önerdiniz. Şartlar öne sürmek bir takım şeyleri zikretmek doğru değil. Dikte etmekte doğru değil. Şunlar olursa konuşuruz olmaz. Dolayısıyla bugün itibariyle MHP ile de bu çerçevede konuşacağız ama bu arka planın bilinmesi önemli. Biz bu dönemde hükümet görüşmeleri yaparken oyalanmayla uğraşmadık. Ülke yönettik. Yüreğimiz yanarak şehit cenazelerinin başında eşleriyle aileleriyle beraber olduk. Güvenlik ikazlarına rağmen ben Ceylanpınar’da vatandaşlarımızla kilometrelerce yolu yürüdüm ki şunu göstermek için burada Türk, Kürt, Arap hepimiz birlikteyiz diye. Bir elimiz yağda bir elimiz balda tatil yapmadık biz bu dönemde. Oyalamada yapmadık. Bunlar bizim üzerimizdeki ulvi görevdir. Şimdi hepimizin birbirimize saygıyla görev yapma bilinciyle birbirimizi anlamamız lazım. Siyasi liderlerden muhataplarımdan benim tek beklediğim karşılıklı nezaket iyi bir uslüp, iyi bir istişare yöntemi ve ortak olduğumuz hususlarda birlikte hareket, ortak olmadığımız hususlarda karşılıklı saygıyla hayır bunlarda anlaşamıyoruz diye ama birbirimizi demagojik ifadelerle ve gerçekten zedeleyici üslupla rencide etmemek.”
“GEREKİYORSA ÜÇÜMÜZ BİRARAYA GELELİM. BUNDAN ÇEKİNMEM BEN”
Türkiye’nin seçime nasıl gideceği sorusuna Davutoğlu, “Olabilecek senaryoları zihnimde sıralamıştım. Olabilecek en iyi senaryo sürdürülebilir hükümet kurmaktır. CHP ile olabilecek senaryoların değişik versiyonlarını denedik olmadı. MHP ile benzer senaryolar vardı zihnimizde ama bir kısmını MHP en başından kendisi devre dışına çıkardı. Ben bu işte ben yokum anlamına gelen o kadar çok söz sarf edildi ki. Biz hesaplarımızı yaparken onu gözeterek yapmak zorunda kaldık. Şimdi yine pazartesi hiçbir önyargı olmadan oturup konuşacağız. Birbirimizi rencide etmeden ortak şeyler etrafında hükümette kurmak da dahil seçime gitmek de dahil her şeyi konuşmaya hazırız. Bizden bu anlamda engelleyici bir tutum olmaz. Ama dün erken seçim bahsetme sebebim, daha önce Sayın Bahçeli ve MHP yetkililerinin koalisyonla ilgili verdikleri olumsuz ifadeler ve bu konudaki açık niyet negatif niyet beyanıdır. Şimdi oturup konuşacağız. Bu durumda elimizde 23 Ağustos’a kadar ya bir hükümet kurmak, ya Meclis kararıyla seçime gitmek benim tercihimi açıkça söyleyeyim; 23 Ağustos’tan sonra bu meselenin Cumhurbaşkanımıza tevdi edilmesine ihtiyaç duyulmayan bir yöntemi bizim kendi aramızda partiler olarak liderler olarak çözmemiz ve bulmamız. Bu milletin bize olan güvenini arttırır. Seçime gitme kararını da birlikte alsak denedik olmadı ama kendi kararlarıyla gittiler. Bir olağanüstü hal olmadan götürdüler. Cumhurbaşkanımızın kuracağı bir hükümet formülü 23 Ağustos’tan sonra birbiriyle anlaşması çok zor 4 partiden oluşan bir Bakanlar Kurulu görüntüsü gibi bir şey verir ama bu seçime götürecek terörle mücadele ediyoruz. Ekonomik küresel alanda bir kriz yaşanıyor. Bütün bunlarda etkin karar almamıza engel olur. Sayın Bahçeli daha önce mevcut hükümetle seçime gidilebilir diye bir ifadesi var mesela. Seçim kararı almak suretiyle mevcut hükümetle gidilebilir diyor. Bunları ben kimseye empoze ediyor değilim. Bunlar ihtimaller arasında. Benim çağrım Sayın Bahçeli’ye ve Kılıçdaroğlu’na değişik alternatifleri birlikte düşünelim, gerekiyorsa üçümüz bir araya gelelim. Bundan çekinmem ben. Yeter ki siyasi liderler oturdular ve bir çözüm buldular dedirtelim. Bunu dedirtebilirsek siyasete güven artar. 45 günlük süre niye verildi biliyor musunuz? 12 Eylül anayasasında Cumhurbaşkanına yetki? Çünkü 12 Eylül’den önce hükümet kurulamadı bu ülkede. Azınlık hükümetiyle götürüldü. Bu güvensizlik böyle bir tedbiri gerektirir. Böyle bir güvensizliğin tekrar siyaset kurumuna atfedilmesindense biraraya gelelim. Konuşalım. Cumhurbaşkanımızın kararına bırakmadan bir çözüm bulalım. Bırakılırsa bu gayri yasal mı? Hayır anayasa bunu tanımlıyor. Halk hepimize soracak” değerlendirmesinde bulundu.
"TÜRKLER İLE KÜRTLER KARŞI KARŞIYA DEĞİLDİR"
Çözüm süreci ve terörle mücadeleyle ilgili Davutoğlu, “Türkiye’nin tarihten gelen güçlü kültürel dokuları olduğu gibi yakın tarihimizden gelen çok ciddi meseleleri de var. Onu görmemiz lazım. Şuana kadar PKK’nın egemen olduğu bir yerde herhangi ikinci bir düşünceye fırsat tanınmamıştır. 90’lı yıllarda Irak’ta Barzani ile yapılan çatışmaları herkes bilir. Kobane’de kendileri gibi düşünmeyen herkesi sürdüler, daha DEAŞ oraya gelmeden 2013’te. Bölgede iki akım var. Tek tipleştirici, totaliter, diktatöryel davranışlar sergileyen rejimler ve terör örgütleri, ta bunun karşısında ise bütün çeşitlilikleri kültürel zenginlik olarak görüp barışçıl bir şekilde demokratik bir ortamda bir arada yaşamaya çalışanların oluşturduğu siyasal akım. Türkler ile Kürtler karşı karşıya değil. Türkiye demokratik bir ülke.12 Eylül’ün bütün kalıntılarını, asimilasyon politikalarını yerle bir ettik AK Parti olarak. Onların hepsini tarihin çöplüğüne attık. Bizim bunları yaparken PKK’nın yaptığı tehdit dolayısıyla yapmadık. İnandığımız için yaptık. Şundan emin olsun bütün vatandaşlarımız. Özellikle de Kürt kökenli vatandaşlarımız adını koymaktan hiç çekinmiyorum. Bu operasyonlar hiçbir şekilde barış içinde, huzur içinde, onurlu bir hayat sürmek isteyen siyasi düşüncesi ne olursa olsun hiçbir vatandaş kesimine karşı değil. Aksine Doğu ve Güneydoğu’da terör örgütünün bütün baskıları altında kalan, bütün vatandaşlarımızı bir hukuk devleti kuralları içinde özgürce yaşamak için yapıyoruz. Bir kimlik dikte etmek, asimilasyon için bu lafları söyledikleri için diyorum bunun için yapılmıyor bu operasyonlar” dedi.
“BUGÜN BİZİ ELEŞTİRENLER, NORMAL ŞARTLARDA 12 EYLÜL REJİMİNE KARŞI ÇIKAN ÇEVRELER”
Türkiye’nin Mısır’a karşı duruşu hakkında konuşan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ben akademik hayatta da dış politika hakkında da eserler ortaya koymaya çalıştım, pratikte de büyükelçi olarak, Dışişleri Bakanı olarak şimdi Başbakan olarak bu süreçlerin içindeyim. Tarih dinamik akıyorsa hiçbir şey statik olmaz. Yani benim pozisyonum statik olarak şurada dursun demeyiz. Dinamik akan tarihin şartlarına hep uyum göstermek rasyonel dış politikanın bir gereğidir. Burada kurulması gerek denge şurada; Bu rasyonalite ile sizin değerleriniz arasındaki ilişki; hangisini önceleyeceksiniz. Yani bir zalim kendi halkını katlediyorsa, muktedir bile olsa o zalim, Suriye’yi kastediyorum ki muktedir değil, bulunduğu yerde ona karşı ses çıkarmamak senin çıkarına diye o değerden feragat edecek misin? Soru burada. Hangi değerler üzerinde dış politika yapılır? Dış politika sadece çıkar alanı mıdır, Yoksa değer alanı mıdır? Eğer biz dış politikayı sadece çıkar alanı görürsek, değerlerimizden yavaş yavaş taviz veririz; siyasetimizin dayandığı hiçbir ahlak, zemin kalmaz. Ama maceracı bir şekilde ulusal çıkarı göz ardı eden bir idealizme yönelirse bu seferde tabiri caizse Don Kişotluk konumuna gelinir. Eğer bir ülkede çok ciddi insani dram yaşanmamışsa ve insani değerler ayaklar altına alınmamışsa, o ülkenin hangi rejimle idare edildiğine hiç karışmadık. Beşer Esat 5 sene önce demokratik miydi, değildi. Ama biz en iyi ilişkilere sahiptik. Biz onun rejimine müdahil olmadık. Ama burada bir rasyonalite var. Beşer Esat kendi halkını katletmeye başladıktan sonra en önemli değerlerimiz; kiliseler, camiler havadan bombalanıp yok edildiği bir dönemde, varil bombaları, kitle imha silahları; Halep bu hale geldiğinde hala çıkar öncelikli dediğinizde, kimliğinizi kaybedersiniz. Aynı şey Mısır için de geçerli. Mübarek demokratik bir yolla seçilmiş lider değildi. Ama demokrasiyle seçilmiş bir lideri de yerinden etmedi. Dolayısıyla Mübarek döneminde Mısır ile ilişkilerimizi gayet iyi sürdürdük. Onun yönetim biçimini beğenmememize rağmen. Arap Baharı başlayıp halklar demokrasi talep ettiklerinde de değerlerimiz gereği o demokrasinin yanında yer aldık. Bugün bizi eleştirenler, normal şartlarda 12 Eylül rejimine karşı çıkan çevreler. Sayın Kılıçdaroğlu ile de bunları samimi bir şekilde konuştuk. Biz bu konuda, değerlerimizden taviz vermeden, insan onurundan ve zalimlerle işbirliği yapmama ilkesinden taviz vermeden herkesle konuşur, herkesle görüşür, her adımı atar; iyi şartlar doğduğunda da politikalarımızı gözden geçirmekten kaçınmayız.”
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.