AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül:

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül, Paralel Yapı ve çözüm süreciyle ilgili açıklamalarda bulunarak, “Demek ki soruları çalarak hakim, savcı olunca böyle bir hukuk anlayışı çıkıyor ya da devlete, millete değil de birtakım...

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül:

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül, Paralel Yapı ve çözüm süreciyle ilgili açıklamalarda bulunarak, “Demek ki soruları çalarak hakim, savcı olunca böyle bir hukuk anlayışı çıkıyor ya da devlete, millete değil de birtakım...

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül:
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül, Paralel Yapı ve çözüm süreciyle ilgili açıklamalarda bulunarak, “Demek ki soruları çalarak hakim, savcı olunca böyle bir hukuk anlayışı çıkıyor ya da devlete, millete değil de birtakım kendi görüşlerine, cemaatine göre hukuk arzusu içerisinde olunca Türkiye bir hukuk garabeti yaşıyor” dedi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül, Gaziantep Milletvekili Halil Mazıcıoğlu, Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısı Osman Toprak, milletvekili adayı Yusuf Erdem Güzelbey ve partililerle birlikte İhlas Haber Ajansı (İHA) Gaziantep Bölge Müdürlüğü’nü ziyaret etti. İHA Bölge Müdürü Mefail Akçatepe’ye 7 Haziran seçimleri konusunda açıklamalarda bulunan Gül, gündemle ilgili önemli konulara değindi.
“27 Nisan 2007’de Türk demokrasi tarihine kara leke olarak giren bir muhtırayla bütün milletimiz uyandı” diyen Abdulhamit Gül, şöyle devam etti:
“Üzerinden 8 sene geçti. Türk demokrasi tarihinin gerek açık gerekse örtülü birçok darbeyle karşılaştı ama 27 Nisan’da, darbeler tarihine geçecek e-muhtırayla gece yarısı internet sitesine koyularak siyasete adeta bir gözdağı verilmek istendi. O gün işte metinde herkes hatırlayacaktır, Gaziantep, Maraş ve Urfa’daki bazı görüntüleri de koyarak Türkiye’de laiklik elden gidiyor gibi geleneksel, klasik birtakım iddialarla siyaseti uyarmaya, hizaya getirmeye çalışıldı ama bu sefer, diğerlerinden farklı olarak AK Parti hemen ertesi gün, siyasete hiçbir gücün talimat veremeyeceğini açıkça deklare etti, darbeye karşı durdu. O gün Başbakanlığa bağlı bir kuruluş olan Genelkurmay’ın böyle bir açıklama yapmasını kabul etmiyoruz diye gerçekten önceki darbe girişimlerine sessiz kalan, apolet vesayetine dik duramayan siyasetten farklı bir siyaset olduğunu bütün milletimiz gördü. O gün aslında o darbenin yanında duranları da hepimiz hatırlıyoruz. 8 sene geçti ama CHP sözcülerinin AK Parti gerekeni yapmalıdır, askerin bu talepleri doğrudur şeklinde darbecilerin yanında yer almaları, CHP için de millet için de şaşırtıcı bir durum değil. Bazı odakların darbecilerin yanında yer aldığını hepimiz gördük ama o süreçte Cumhurbaşkanlığı sürecine gidiyordu Türkiye ve Cumhurbaşkanlığı sürecinde milletin kendi değerlerine göre bir cumhurbaşkanı olmasını engellemeye yönelik bir proje de vardı. Ama hamd olsun hem Sayın Abdullah Gül cumhurbaşkanı olarak seçildi hem de o dönemde darbeye karşı duran Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan seçildi ve bugün cumhurbaşkanı olarak karşımızda. Umarız ki Sarıkız, Ayışığı gibi darbe girişimleri ve 27 Nisan gibi demokrasi tarihine bir kara leke olarak geçen darbe girişimleri ülkemizde bir daha yaşanmaz. AK Parti bunun için siyasi varlığını sürdürüyor ve bu demokrasi mücadelesini de onurlu bir şekilde sürdürecek. Türkiye inşallah bu günleri demokrasinin kazandığı şekilde tarihe geçmiş olacak.”
“CEMAATİNE GÖRE HUKUK ARZUSU İÇERİSİNDE OLUNCA TÜRKİYE BİR HUKUK GARABETİ YAŞIYOR”
Yargıda yaşanan krize de değinen Abdulhamit Gül, “Aslında 27 Nisan siyasete bir darbe girişimiydi, 25 Nisan bir Pazar günü de yargıya bir darbe girişimini hepimiz gördük. Bu gerçekten üzücü. Yargı üzerinde vesayet oluşturmak isteyen birtakım otonom yapının hala bu gayret içerisinde olduklarını hepimiz gördük. Türkiye’de yargının siyasallaşması bütün kesimlere, milletin kendisine zarar verir. Yargıyı kendi düşüncesine, ideolojisine, cemaatine göre, ağabeylerinin taleplerine göre değil, milletin iradesine ve adalet duygusuna göre gerçekleştirmek zorunda ama maalesef tarih açısından bir skandala şahit olduk. Hukuk ihlal edildi, hukuka bir darbe vuruldu. Yani 10 tane sulh ceza hakimini reddediyorsun ve sonra yetkisiz bir mahkemeye dosyayı veriyorsun. Burada gerçekten anayasa ve kanun çiğnenmiştir. 29. ve 32. asliye ceza hakimleri açıkça suç işlemişlerdir. Açıkça anayasaya ve kanuna aykırı davranmışlardır. Geçtiğimiz sene parlamentoda kabul edilen kanuna göre sulh ceza hakimlikleri kuruldu. Daha önce 2 seneye kadar olan suçlarla ilgili yargılamayı sulh ceza mahkemesi bakıyordu ama geçtiğimiz sene haziran ayında yapılan değişiklikle sulh ceza hakimlikleri yargılamanın dışında tedbirlerle, koruma tedbirleriyle ilgili, yakalama, tutuklama, tahliye gibi işlemleri yapmak için bir anlamda ihtisas mahkemesi, hakimliği olarak kuruldu. Çünkü hem serbest bıraktığınız kişiyi yarın yargılıyorsunuz. Çok doğru ve demokratik ve hukuki bir adımdı bu yasa değişikliği. Bunun üzerine kurulan sulh ceza mahkemeleri hakimlikleri tutuklama ve tahliye işlemlerine kendisi bakıyordu. Asliye ceza hakimliğinin, mahkemesinin asla böyle bir yetkisi yok. Burada hakim ayarlanmıştır, zamanlaması manidardır, zamanlaması ve mahkemesi takip edilerek özel bir şekilde bu kurgulanmıştır. Yargıda kurgu ve kumpas meselesi bütün milletimizi rencide eder ve asla yargıda görünmemesi gereken bir olaydır. Bunu yaşadık. Bu eylemden sorumlu olan, buna imza atan hakimlerle ilgili, anayasa ve kanuna aykırı davrandıkları için gerekli müeyyedeyle cezalandırılacaklarını düşünüyorum. Burada kanuna göre eğer bir hakimi reddedecekseniz bir gün içerisinde sizin hemen bu talepte bulunmanız lazım. Aylar geçmiş, neyi beklemişler? Demek ki mahkemeleri, hakimleri takip ederek burada özel bir çalışma yapılmış ama asla teşebbüsler, yargıya darbe girişimleri başarılı olmayacaktır. Yeni anayasanın ne kazar elzem olduğunu, yeni anayasada yargı reformu yapılarak birtakım hukukileştirme, objektif bir yargını oluşması açısından bir ihtiyaç olduğunu gözler önüne seriyor. Türkiye’de asla yargıçlar iktidarına, yargıçlar hükümetine asla izin vermeyeceğiz. Kaldı ki bir grubun, bir paralel gücün de yargısı olamaz. Yargı bütün milletin yargısıdır, objektiftir. Taraflara göre şekillendirilen yargı, hakimler Türkiye kamuoyunun vicdanını rahatsız eder. 25 Nisan’da yaşadığımız da bir yargı darbe girişimiydi. Bu darbe girişiminde tahliyeler ayarlanmış, muhtemelen bunlar yurt dışına kaçacaklardı ya da birtakım çalışmalar yapacaklardı. Demek ki soruları çalarak hakim, savcı olunca böyle bir hukuk anlayışı çıkıyor ya da devlete, millete değil de birtakım kendi görüşlerine, cemaatine göre hukuk arzusu içerisinde olunca Türkiye bir hukuk garabeti yaşıyor. Çok üzücü bir durum. Bir hakimin, savcının bu kanun maddelerini bilmemesi düşünülemez. Demek ki kendi düşüncelerine göre çalışma yapıyorlar. Buna asla hukuk devleti izin vermez. Üzücü bir durum. Bu Paralel Yapı’yla mücadelenin bir devlet meselesi, milletin geleceğiyle, istikbaliyle ilgili bir mesele olduğunu gözler önüne seriyor. Bu mücadele kararının artarak devam etmesi gerektiğini de yine bizlere hatırlatan bir olay olmuştur. Bu kendi tabanlarına muhtemelen talimatlar verilerek, bir şekilde usullerle yargıya, emniyete talimatlar veriliyor. Yani emniyet ve yargı içerisinde amirlerinden değil de ağabeyinden talimat alan bir yapı varlığını ya da bir şekilde bu arzularını gerçekleştirmek istiyorlar. Bu konuda da mücadelenin kararlılıkla devam edeceğini düşünüyoruz. Buna inanıyoruz. Buna bir ihtiyaç var. Hiç kimse amirinden başka bir yerden talimat alamaz. Eğer alırsa böyle bir devlet hukuk devleti, demokratik devlet olamaz. Bunu ortadan tamamıyla kaldıracağız” diye konuştu.
“ÇÖZÜM SÜRECİ BİR ŞANTAJ MADDESİ OLARAK KABUL EDİLEMEZ"
Çözüm sürecinin bir şantaj maddesi olarak kabul edilemeyeceğini belirten Gül, şunları kaydetti:
”Türkiye’de çözüm süreci AK Parti’nin güçlü, kararlı duruşuyla bu milletimize gerçekten verilen önemli projelerden birisi. Çözüm süreci milli bir proje olarak, devleti kararlı olarak uyguladığı bir proje. Çözüm sürecini aslında milletimiz satın almıştır. Çözüm sürecinden kim geriye döndürürse, kim geriye dönerse, hangi parti, hangi düşünce olursa olsun millete karşı bu hesabı veremez. Milletimiz bunu satın almıştır ve milletimizin çözüm sürecinde garantisi olarak gördüğü yer de parti de AK Parti’dir. Yani HDP’nin iktidar olma durumu mu var? Yani HDP ya da başka bir partinin destekleriyle mi olmuştur, hayır. AK Parti milleti taraf seçmiş ve kararlı bir şekilde, başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanımız Ahmet Davutoğlu olmak üzere bu kararlılığı ortaya koymuştur ve çözüm sürecinin bu devamı yönündeki irade 7 Haziran’da sandıktan da çıkarak daha da güçlenecek. Çözüm süreci kararlı bir şekilde uygulanacaktır. Burada HDP’nin baraj altında kalması da çözüm sürecinin bir şantaj maddesi olarak kabul edilemez. Çözüm süreci hangi parti, sandıktan ne çıkarsa çıksın, AK Parti’nin güçlü bir şekilde çıkacağı 7 Haziran seçimleriyle daha da kararlı bir şekilde uygulanacak. Dolayısıyla hiçbir şarta bağlı değil. Üçüncü şahıslar ya da başka partilerin durumuna da bağlı olmaksızın, kendi yolunda milletimizin de benimsediği şekilde birlik ve beraberlik içerisinde yürüyecek.”
“GAZİANTEP TÜRK’ÜN, KÜRT’ÜN, ARAP’IN KARDEŞÇE YAŞADIĞI BİR ŞEHİR”
Çözüm sürecinin en güzel örneğinin Gaziantep olduğunu hatırlatan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Abdulhamit Gül, “Bunun en güzel örneklerinden birisi Gaziantep’imizdir. Gaziantep çözüm sürecini aslında fiilen uygulayan bir şehrimizdir. Hem ekonomik, ticari olarak, sosyal ilişkiler, bireysel ilişkilerde Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın omuz omuza kardeşçe yaşadığı bir şehir. Ve biz Türkiye’de de Gaziantepli birlikteliğin çok güzel bir şekilde uygulanacağına inanıyoruz. Çözüm süreci bu anlamda başarıyla uygulanacak. Uygulanmaya devam edecek” şeklinde konuştu.
“AĞRI’DAKİ HADİSE BİRİLERİNİN MASKESİNİ DÜŞÜRDÜ”
Ağrı’daki hadisenin birilerinin maskesini düşürdüğünü belirten Gül, ”Üç takım AK parti karşıtlığında Türkiye’nin elde etmiş olduğu kazanımları geriye götürme yönünde bir akıl devrede, yani onu görüyoruz. Hiçbir şekilde bir araya gelemeyecek kişilerin, düşüncelerin bir araya getirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Ama bu 10 Ağustos seçimin de cumhurbaşkanı seçiminde de denendi, başarıya ulaşmadı. Bu dönemde de asla başarıya ulaşmayacaktır. Ağrı hadiselerinde mesele askerimizin kamu düzenini koruma yönündeki yapmış olduğu kendi görevidir. Askerimiz bu anlamda kamu otoritesini, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamaya yönelik adımlar atmıştır. Onun haricinde bakıldığında bu görevi yapıyor diye birçok parti rahatsız oluyor. HDP de diğerleri de rahatsız oluyor. Ağrı’daki hadise birilerinin maskesini düşürdü. Doğuda şahin, batıda güvercin olan, şimdi barış yanlısı olanların gerçek yüzünü gözler önüne serdi. Bu çerçevede AK Parti milletimizle ittifak yapmıştır. Kamu düzenini, güvenini sağlayacak emniyet güçlerimiz de askerimiz de kendi yasal görevlerini yerine getirmiştir. O iddiaları da asla kabulü mümkün değil” dedi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.