20 Eylül 2014 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kürt Sorunu ve Kürdistan Dedikleri...
02 Ocak 2011 Pazar 02:23

Kürt Sorunu ve Kürdistan Dedikleri...

Türkiye’nin 2011’e girerken başlıca siyasi gündemi, şaşırtıcı olmayan bir biçimde Kürt sorunu. Meselenin güncel tartışma boyutunu Kürt hareketinin iki dilli yaşam ve ‘demokratik özerklik’ temalı son çıkışları ve bunların yarattığı yankılar belirliyor.

 Türkiye’nin 2011’e girerken başlıca siyasi gündemi, şaşırtıcı olmayan bir biçimde Kürt sorunu. Meselenin güncel tartışma boyutunu Kürt hareketinin iki dilli yaşam ve ‘demokratik özerklik’ temalı son çıkışları ve bunların yarattığı yankılar belirliyor.

BDP ve Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) bu iki açılımı kanuni kovuşturma sürecini başlattı, olası bir parti kapatma davasının ufuktan baş gösterdiği seziliyor, MGK “tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak” diyerek devletin bilinen pozisyonunu basitçe tekrarlayıp özetledi ve tüm bunlar olurken Cumhurbaşkanı Gül, devletin yaklaşımında içeriksel bir değişim sağlamayacağı belli olan, “jest” düzeyindeki Diyarbakır gezisini gerçekleştirdi.

Özellikle Başbakan Erdoğan’ın meclis bütçe görüşmelerindeki konuşmasından ve MGK’nın son bildirisinden de anlaşıldığı üzere, devlet cephesinde bam teline en çok vuran talep, Türkiye sınırları içinde özerk bir Kürdistan bölgesinin kurulması görüşü. Bu muhtemelen iki dillilikten bile daha zor “kaldırılabilecek” bir şey Türkiye Cumhuriyeti için. ‘Kürdistan’ın varlığını ve varolma olasılığını Türkiye’de egemen sınıfların ve zümrelerin, onların siyasi temsilcilerinin ve onların devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan unsurların tamamına yakını (tamamı değilse şayet) konsensüs içinde reddediyor.

Tüm bu manzaraya bakıp ‘Kürdistan’ teriminin çağdaş Türkiye’de Kürt siyasi örgütlerinin ortaya çıkmasıyla beraber yaratıldığını düşünen ise fena hâlde yanılır. Hele ki Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne, devlet erkinin Kürdistan sözcüğünü öteden beri yadsıyageldiğini düşünenler bu yazıyı okumaya devam ederlerse epey şaşıracaklar.

Günümüzde Irak’ta bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi mevcut. Ancak Irak Kürdistanı’nın idari açıdan özerk bir yapıya sahip olması 1960’lı yıllara kadar uzanıyor. Eyaletlerden oluşan bir ülke olan İran’da da bir Kürdistan (Kordestan) Eyaleti mevcut. Ancak İranlı Kürtler Kordestan’ı aşan geniş bir coğrafyada yaşıyor (dört eyalette daha yoğun bir Kürt nüfusu var).

Günümüzde Türkiye sınırları içinde yer alan coğrafyanın Osmanlılar doğuya doğru genişleyince Kürdistan olarak adlandırılması ise 16. Yüzyıl başına uzanıyor. Türkiye siyasetinin 1970’lerdeki ünlü simalarından, eski Başbakan Yardımcısı Sadi Koçaş Haziran 1987’de Nokta dergisine şunları söylüyor:

“Türklerle (Osmanlılar ile), Kürtler arasındaki ilk ilişki, Kürt Beyi İdrisi Bitlisi ile başlıyor. Yavuz Sultan dönemine kadar Osmanlı Devleti Bitlis yöresine girmemiş. İdrisli Bitlisi gelmiş, Yavuz Sultan Selim’e, ‘Biz böyle bir halkız’ demiş, o da aşiret reislerini çağırarak, ‘Biz Kürdüz diyorsanız, buraya Kürdistan diyorum, size de Kürt beyliği veriyorum’ demiş”.

DÖNÜM NOKTASI 1925 YILI
Kürtlerle meskûn bölgeye coğrafi olarak (‘coğrafi olarak’ olduğunun altını çizelim) sadece Osmanlı Devleti döneminde değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında da Kürdistan deniyor. Ta ki 1925’e kadar. O yıl ne oldu da Kürdistan kelimesi bir anda tedavülden kalktı, aşağılarda ayrıntılı bir şekilde açıklayacağız. Bu değişimin kısa ve net bir açıklamasını sunduğu için, Oğuzhan Müftüoğlu tarafından derlenen ‘12 Eylül ve Türkiye Gerçeği: Devrimci Yol Savunması’ adlı eserden bir alıntıyla başlayalım:

“Osmanlı döneminde, Kurtuluş Savaşı sırasında ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Kürt halkının yaşadığı topraklara devlet tarafından da (resmi statüde) Kürdistan denirdi. Daha sonraları, (yani Kürtleri zorla asimile etme politikalarının ortaya çıkmasından sonra), bu isimlendirmeden (…) vazgeçildi. Kürtlerle ilgili bütün gerçekler yok sayıldı, inkâr edildi. Kürtlerin zorla asimilasyonundan yana olan şoven milliyetçiler ve devlet, bu [sözcüğü] kullanmamakta ısrar et[ti]”.

OSMANLI DEVLETİ’NİN KÜRDİSTAN EYALETİ
Osmanlı Devleti’nin 1846’da Kürdistan Eyaleti’ni kurması önem arz eden bir gelişme. Sadrazam (bugünkü Başbakan) makamından Sultan Abdülmecid’e yollanan bir yazıyla, Kürdistan Eyaleti adını taşıyan yeni bir idari birim kurulması talep edilir. Hakan Özoğlu’nun 2004’te New York Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan ve Kitap Yayınevi tarafından 2005’te Türkçe çevirisi yayınlanan eserine göre, bu idari yeniden-yapılanma ile bölgede merkezi otoritenin güçlendirilmesi amaçlanır.

Sultan bu talebi yerinde bulur ve “(…) o havalinin bir eyalet ittihazıyla Kürdistan Eyaleti diye isimlendirilmesi[ne] lüzum görülmüş[tür]” diye karşılık verir. Özoğlu bu eyaletin önemine şu satırlarla dikkat çekiyor: “Bu belge (…) Osmanlı İmparatorluğu’nun idari bir birim kurduğunu ve bunu Kürdistan Eyaleti diye adlandırdığını belgeler ki bu terim Cumhuriyet devrinde neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır”. Ancak Kürdistan Eyaleti, bu isimle 20 yıl kadar mevcudiyetini korur. 1867 Devlet Salnamesi’nde ‘Kürdistan’ sözcüğünün üzeri çizilir, onun yerine ‘Diyarbekir’ konur.

İşin aslı, 1864’ten itibaren Osmanlı idari teşkilatı bir yeniden-yapılanma geçirmeye başlamıştır ve 1867 ya da 1868 yılında Kürdistan ve Mamüretülaziz birleştirilerek Diyarbekir Vilayeti kurulur. Özoğlu, bu tarihten sonra Kürdistan’dan yalnızca bir coğrafi bölge olarak bahsedildiğini belirtiyor (Başka bir kaynakta ise o dönemde Mamüretülaziz’in de ayrı bir vilayet olarak idari varlığını koruduğuna rastladığımı belirtmeliyim –B.C).

BİRİNCİ MECLİS’İN “KÜRDİSTAN SİYASETİ”
Kurtuluş Savaşı yıllarına atlayalım. Mesut Yeğen’in ‘Müstakbel Türk’ten Sözde Vatandaşa’ adlı kitabında, Birinci TBMM’nin (1920-1923) Vekiller Heyeti’nin (Bakanlar Kurulu) “Kürdistan siyasetinin” bir parçası olarak, Kürtlerin yaşadığı bölgede yerel bir yönetim kurulması düşünüldüğü ve bunun Meclis tutanaklarına da geçmiş olduğu belirtiliyor.

Tarihçi Ayşe Hür de Aralık 2005’te Radikal İki’de çıkan yazısında “Mustafa Kemal'in Heyet-i Temsiliye adına komutanlıklara ve valiliklere çektiği telgraflarda, Büyük Millet Meclisi adına Rusya Sovyet Cumhuriyeti Dışişleri Komiseri Çiçerin'e gönderdiği mektuplarda ya da Meclis'teki konuşmalarında “Kürt”, “Kürdistan” gibi terimleri kullandığını biliyoruz” diyor.

LAZİSTAN DA RİZE OLDU
Kürdistan sözcüğünün bir daha geri gelmemek üzere tedavülden resmen kaldırılması ise 1925’teki Şeyh Sait isyanının ve bu ayaklanma gerekçe gösterilerek çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu’nun ardına rastlıyor. 8 Aralık 1925’te Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı) "Türk Birliğini Parçalamaya Çalışan Cereyanlar" üzerine bir bildiri yayınlıyor. Kürt, Laz, Çerkez, Kürdistan, Lazistan adlarının kullanılmaması ve bunların kullanımına karşı mücadele edilmesi kararlaştırılıyor. Lazistan ilinin adının Rize olarak değiştirilmesi de aynı yıl gerçekleşmiştir.

Peki günümüzde demografik açıdan bölgeyi Kürdistan olarak adlandırmak ne derece isabetli? Bu konuda Hamit Bozarslan, The Cambridge History of Modern Turkey’de; Ortadoğu ve diasporada yaşayan 30 milyon Kürt’ün çok fazla sayıda ülkeye dağılmış olması; bu insanların asimilasyon, gönüllü veya zorunlu göç ve başka kökenlerden insanlarla evlilik gibi farklı koşullar altında bulunması; aralarında dil ve din farklarının mevcut olması gibi etmenlerden ötürü tekil bir Kürt kimliğinden bahsedilmesi imkânsız olduğunu savunuyor.

‘TEKİL BİR KÜRT KİMLİĞİ YOK’
Bozarslan’a göre Türkiye’deki Kürtler’in çoğunun Sünni, ancak önemli bir kısmının da Alevi olması; bazılarının Zazaca, bazılarınınsa Kırmançça konuşması; Elazığ, Malatya ve Erzurum gibi yerlerde ise Türk, Kürt, Sünni ve Alevi kimliklerinin epeyce farklı kombinasyonlarının bulunması da tekil bir kimlikten söz edilmesini zorlaştırıyor. Yazar, “tüm bu karışımlar coğrafyacıları ‘Kürdistan’dan çok ‘Kürtlerin yaşadığı bölgeler’ terimiyle düşünmeye sevk etmektedir” diyor.

Bununla beraber, bölgenin tarihî, yani eski isminin Kürdistan olduğuna ve geçmişte bunun epey yaygın kullanıldığına dair şüphe yok. DTK, özerklik taslağında, idari açıdan yepyeni ve üniter Cumhuriyet’e yabancı bir sistem önermekle beraber, Kürdistan’dan bahsederken yeni bir şey uydurmuyor. Eski adı geri istiyor. Eh, Hükümet’in açılım süreci de eski coğrafi adların iadesini içermiyor muydu ki?

ntvmsnbc

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ