Türkiye Kamu-sen Ve Türk Eğitim-sen Genel Başkanı Koncuk, Eğitim Yılının Sona Ermesini Değerlendirdi

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’un, 2014-2015 eğitim-öğretim yılının sona ermesi dolayısıyla," Yeni Hükümetin ayrım yapmadan, toplumun her kesimini kucaklayarak, baskıcı uygulamalara son vererek hareket...

Türkiye Kamu-sen Ve Türk Eğitim-sen Genel Başkanı Koncuk, Eğitim Yılının Sona Ermesini Değerlendirdi

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’un, 2014-2015 eğitim-öğretim yılının sona ermesi dolayısıyla," Yeni Hükümetin ayrım yapmadan, toplumun her kesimini kucaklayarak, baskıcı uygulamalara son vererek hareket...

Türkiye Kamu-sen Ve Türk Eğitim-sen Genel Başkanı Koncuk, Eğitim Yılının Sona Ermesini Değerlendirdi
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’un, 2014-2015 eğitim-öğretim yılının sona ermesi dolayısıyla," Yeni Hükümetin ayrım yapmadan, toplumun her kesimini kucaklayarak, baskıcı uygulamalara son vererek hareket etmesi önceliğimiz olacaktır. Bizim tek derdimiz milletimizin gelecek davasıdır" dedi.
Koncuk, yaptığı yazılı açıklamada, 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılı sona erdiğini belirterek" Bu ders yılının bitimiyle birlikte 13 yıllık tek başına AKP iktidarı da sona ermiştir. Bu süreçte eğitimde öylesine yanlışlıklar yapılmış ve eğitim çalışanları öylesine yaralanmıştır ki, eğitimciler sonunda siyasi erke sandıkta kırmızı kart göstermiştir. Bu dönemde Türkiye’de kadrolaşma, yandaş kayırma, baskı, emek, alınteri hırsızlığı, fişleme, dayatma, korku hâkim olmuş, ötekileştirme baş tacı yapılmıştır" ifadesini kullandı.
Okullarda on binlerce yönetici haksız, hukuksuz şekilde bir gecede koltuklarından edildiğini iddia eden Koncuk şunları kaydetti:
"Büyük çoğunluğu biat kültürünü şiar edinenlerden, iktidarın emir eri olmayı kendilerine yakıştıranlardan, yalakalıkla bir yerlere gelenlerden oluşan güruh koltuklarını muhafaza ederken ya da yöneticilik makamına getirilirken; binlerce alnı açık, başı dik, emekle yoğrulmuş başarılı yöneticinin altından koltukları çekilmiştir. Okul yöneticileri adeta ‘bizden’, ‘bizden değil’ şeklinde yaftalanmış, insanlar fişlenmiş, okul müdürü, okul müdür yardımcısı, baş müdür yardımcısı yapılacak kişilerin isimleri listeler halinde elden ele dolaşmış, komisyon üyelerine baskı yapılmıştır.
Şube müdürlüğü atamalarında yapılan haksızlıklar da bu eğitim-öğretim dönemine damga vurmuştur. Sadece sözlü sınav sonuçlarına göre şube müdürlüğü ataması yapılmış, yargının verdiği ‘bu atamalar iptal edilmelidir’ kararına rağmen mülakatla atanan 1709 şube müdürü hala görevlerinin başındadır.
Atama bekleyen öğretmenlerin sayısının yıldan yıla artması bugünün en öncelikli meselelerindendir. AKP iktidarının mevcut öğretmen atama politikasının yanlışlığından dolayı atama bekleyen öğretmen sayısı 13 yılda 72 binden 350 bine ulaşmıştır. Devlet ücretli öğretmenliği asal istihdam haline getirmiş, ücretli öğretmenliğin meşru zeminde yer bulmasını sağlamıştır."
"Rotasyon, AKP iktidarının ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın en tartışmalı icraatlarından birisi olmuştur. Bu uygulamayla aileler parçalanacak, çocuklar ebeveynlerine hasretle büyüyecek, zorunlu göç yaşanacaktır" diyen Koncuk açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Bu ve bunlar gibi sayısız sorun eğitimimizde büyük yaralar açmıştır. Artık Türkiye’de eğitim çalışanlarının huzur duyacağı, keyifle çalışacakları, çalışma barışının sağlanacağı bir zemin hazırlamak yeni kurulacak Hükümetin öncelikli görevi olmalıdır. Bu artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Bundan kaçış söz konusu değildir. Eğitim çalışanlarını ötekileştirmeden, bölük, pörçük etmeden, hukuka uygun yaklaşımlar sergilemek, adalete, hakkaniyete uygun mevzuat düzenlemeleri yapmak doğru olandır. Bu nedenle yeni Hükümetten ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yeni eğitim-öğretim döneminde taleplerimiz bulunmaktadır. Bunları hayata geçirmek her şeyden önce çalışma barışını ve huzuru sağlamak adına çok önemlidir. Aşağıda sıraladığımız taleplerimizin takipçisi olacağız. Yeni Hükümetin ayrım yapmadan, toplumun her kesimini kucaklayarak, baskıcı uygulamalara son vererek hareket etmesi önceliğimiz olacaktır. Bizim tek derdimiz milletimizin gelecek davasıdır. Huzurlu, mutlu çalışanlarla geleceğimizi şekillendirebilir, kalite ve verim sağlayabilir, eğitim-öğretimimize sağlıklı bir şekilde hizmet edebiliriz. Çalışanların taleplerini göz ardı ederek, ‘ben yaptım, oldu’ mantığını merkeze alarak, yandaşlarla kol kola girilerek ülke yönetilemeyeceği artık görülmelidir."
Koncuk taleplerini şöyle sıraladı:
" Uzun yıllar başarıyla idarecilik yapmış, makamıyla bütünleşmiş, okullarına sayısız hizmet vermiş yöneticilerin bu şekilde öğretmenliğe geri döndürülmeleri asla kabul edilemez. Yandaşlıkla donatılmış MEB Kanunu geri çekilerek, Yönetici Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği hakkaniyete uygun olarak yeniden düzenlenerek, yargı kararlarına uyularak haksızlığa uğrayan tüm yöneticilerimize kaybettikleri itibarının geri verilmesi, onların görevlerine iade edilmesi bir zorunluluktur. Yönetici atamada, görevde yükselmelerde kriter yazılı sınav olmalıdır. Okullarda siyasallaştırılma devri kapanmalı, iktidarın kendi emir erlerinden oluşan yönetici imparatorluğu yıkılmalı, MEB’de yaptığı işe göre değil, sendikasına, siyasi görüşüne, ideolojisine göre okul yöneticisi görevlendirme işlemi son bulmalıdır.
Sözlü sınava dayalı yapılan şube müdürlüğü atamalarında yargı kararlarına uyulmalı; haksız, hukuksuz olarak yapılan tüm şube müdürü görevlendirmeleri iptal edilmelidir.
Ellerinde diplomaları ile boş gezen, başka iş yapmak zorunda kalan, annesinden babasından aldığı harçlıkla kitaplarını alan, KPSS’ye hazırlanan öğretmenlerimiz hepimizin yürek sızısıdır. Oysa bu ülkede öğretmen açığı ciddi bir sorundur. MEB öğretmen açığının bir kısmını girdiği ders başına ücret alan, iş güvencesi olmayan ücretli öğretmenlerle gidermeye çalışmaktadır. Sendikamızın yaptığı araştırmaya göre bu eğitim-öğretim yılında ülkemizde Türkiye’de ücretli öğretmen sayısının 78 ilde 79 bin 765’e ulaştığını görülmektedir. Soruyoruz: Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti, öğretmenini atayacak güce nasıl sahip olamaz? Açık öğretim mezunlarının, iki yıllık yüksekokul mezunlarının da ücretli öğretmenlik yapabildiğini düşünürsek, en kıymetli varlığımız evlatlarımız nasıl olur da mesleki ehliyeti olmayan kişilere emanet edilir? Devlet nasıl olur da öğretmenlerini iş güvencesiz çalıştırabilir? Yeni kurulacak Hükümetin ve yeni Milli Eğitim Bakanı ile kurmaylarının öncelikli yapması gereken ücretli öğretmenliği tamamen ortadan kaldırması silmesi ve tüm öğretmenleri kadrolu olarak atamasıdır. Ayrıca kaliteli ve verimli eğitim için, öğretmen açığının giderilmesi için, atama bekleyen öğretmenler için 2015 yılında toplam 100 bin atama talep ediyoruz. Devletimiz, bu atama sayısını gerçekleştirecek maddi imkânlara sahiptir. Ayrıca genç işsizliğin tavan yaptığı ülkemizde işsizlik sorunu çözülmeli, sayıları 400 bini bulan işsiz İİBF mezunlarına istihdam alanları yaratılmalıdır.
Stajyer öğretmenliğin kaldırılması sürecine ilişkin belirlenen yönteme son verilmeli, ‘performans değerlendirmesi’, ‘sözlü sınav’ gibi açık uçlu uygulamalara, sübjektif değerlendirmelere müsaade edilmemelidir. Aksi taktirde tıpkı yönetici atamalarında yaşandığı gibi, sözlü sınavlarda isim listelerinin hazırlanmayacağının, bu listelerin sözlü sınav komisyonun önüne konulmayacağının garantisini kim verecektir? Siyasi parti teşkilatlarının atama sürecine müdahil olmayacağını nasıl bilebiliriz? Siz hem diplomanızla hem de KPSS’den yeterli puan alarak rüştünüzü ispat edeceksiniz hem de stajyerliğinizin kaldırılması için başka hendekler atlamak zorunda bırakılacaksınız. Öğretmenleri daha mesleklerinin başında umutsuzluğa sevk eden, genç öğretmenlerin önüne engel üstüne engel koyan, yandaş yaratmayı hedefleyen bu uygulamayı kaldırmak eğitimimizin geleceği adına çok önemlidir.
Türk Eğitim-Sen en baştan beri rotasyona karşı çıktı. Sendikamız, rotasyon uygulamasının aile bütünlüğünü bozacağını, verim sağlamayacağını, yeni adaletsizliklere zemin hazırlayacağını söylemiş; rotasyon il içi de olsa, bazı ilçeler arasında 60-100 km. hatta 200 km. olduğunu, bu nedenle öğretmenlerin mağdur olacağını sık sık dile getirmişti. Ancak uyarılarımız şu ana kadar dikkate alınmamıştır. Bir sendika da “tebdili mekanda ferahlık vardır” diyerek, rotasyonu sonuna kadar destekledi. Hatta bu sendika rotasyonu kullanarak, öğretmenleri tehditle, şantajla ya da ‘merkez okullarda görev yapacaksınız’ vaatleriyle üye yapmaya çalıştı. Oysa ücra yerlerden merkez okullara gelmenin yolunun rotasyon olduğunu zannedenler, bu konuda MEB’e destek verenler ilçe gruplarının açıklanmasıyla nasıl bir yanlışa düştüklerinin şimdi farkına vardılar. Sendikamızın talebi; öğretmenlerin çalışma barışını bozacak, huzurunu dinamitleyecek, Türkiye genelinde binlerce öğretmeni gereksiz yere yerinden edecek rotasyon uygulamasından ivedilikle vazgeçilmesidir.
Mahrumiyet bölgelerinde öğretmen açığını kapatmak, öğretmenlerimizin bu bölgelerde görev yapmasını sağlamak amacıyla Zorunlu Hizmet Tazminatı uygulaması getirilmelidir. Belirlenen hizmet alanlarından 1. Hizmet bölgesine zorunlu hizmet kapsamında atananlara 1 brüt asgari ücret, 2. Hizmet bölgesine atananlara 1,5 asgari ücret, 3. Hizmet bölgesine atananlara 2 brüt asgari ücret tutarında tazminat ödeyin. Şayet bunu gerçekleştirirseniz, hem ücra yerlerde görev yapan öğretmenlerin yaşayabilecekleri mağduriyetin karşılığını vermiş olur hem de bu vesileyle bu bölgelerdeki öğretmen açığını kapatırsınız.
TEOG yerleştirmeleri Ağustos ayında yapılacaktır. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıl yapılan yerleştirmelerde tam bir kaos yaşanmıştı. Aynı sorunların bu yıl da yaşanmaması için Milli Eğitim Bakanlığı tedbirini almalıdır. Ancak şu da bir gerçek ki, bu sorunun kaynağında tüm okulların Anadolu lisesi olması ve dolayısıyla akademik lise ihtiyacını karşılayacak okul kalmaması vardır. Yeni oluşacak Hükümet bu hususa çok dikkat etmelidir. Çünkü MEB’i kim yönetirse yönetsin, bu sorun çözülmediği müddetçe benzer sıkıntılar bu eğitim-öğretim döneminde de yaşanacaktır.
Dershanelerin kapatılması ile birlikte dershanelerin bir kısmı temel lise adıyla özel okula dönüştü. Ancak bu kâğıt üstünde gerçekleşti. Aslında özel okullar dershaneleştirildi. Şöyle ki; ailelerin bir bölümü çocuklarını YGS ve LYS’ye hazırlanması için okullar yerine dershanelerden dönüşen temel liselere kaydettirmeye başladı. Bu nedenle Türkiye’de çok yüksek puanla girilebilen Anadolu liselerinde okuyan son sınıf öğrencileri dahi dershaneden dönüşen temel liselere kayıt oldu. Dershanelerden dönüşen özel okullara esnek kriterler getirildiği için sosyal alanları, oyun bahçeleri, spor salonu, kütüphanesi hatta doğru düzgün kantini bulunmayan ve apartman dairelerinde eğitim-öğretim veren özel okullar türedi. Türkiye’de şubeleri bulunan bir dershane zinciri bile sözde özel okula dönüştü ancak tanıtımlarında ‘hazırlık lisesi’ ifadesi kullanmaktadır. Bu bile dershanelerin okullara değil, okulların dershanelere dönüştüğünün bir göstergesidir. Bu durumun eğitimimiz açısından nasıl bir tehlike oluşturacağı ülkeyi yönetenler tarafından iyi tahlil edilmelidir.
Bilindiği gibi bulundukları eğitim kurumunda en az üç yıllık çalışma süresini tamamlayan öğretmenler yer değiştirme isteğinde bulunabilmektedir. 2015 yılı isteğe bağlı yer değiştirmelerde üç yıllık süre hesabında ise 30 Eylül tarihi baz alınmıştır. Bu durum, 2012 yılında alan değişikliği yapan, 2014 yılının Eylül ayında öğretmenlik mesleğine atanan ya da başka nedenlerle hizmet süresi eksik kalan öğretmenlerimizi 30 Eylül tarihinden sonra göreve başladıkları için mağdur etmektedir. Dolayısıyla sendikamızın talebi isteğe bağlı yer değişikliği işlemlerinde 30 Eylül 2015 tarihi yerine, 31 Aralık 2015 tarihinin dikkate alınmasıdır.
İl içi isteğe bağlı yer değiştirmeler tamamlanmış, ne yazık ki talebimiz olmasına rağmen il içinde isteğe bağlı yer değiştiren öğretmenlere iller arasında isteğe bağlı yer değiştirme başvurusunda bulunma hakkı tanınmamıştır. Bu haksızlık mutlaka giderilmelidir.
Başbakanlık Çerçeve Yönetmeliği’nde eş durumu atamalarında eşi özel sektörde çalışanlar için kesintisiz 3 yıl sigorta şartı aranmakta, tayin istenilen yerde ifadeleri kullanılmaktadır. Özel sektörde kesintisiz olarak hem de 3 yıl çalışmak pek mümkün değildir. Şayet yönetmelik iptal edilmezse ya da Çerçeve Yönetmelik tamamen kaldırılmazsa, 2015 yılı eş durumu atamalarında kesintisiz 3 yıl sigorta şartı nedeniyle binlerce öğretmen ailesi yine bölük pörçük olacaktır. Bu nedenle yeni kurulacak Hükümet mutlaka Çerçeve Yönetmeliği kaldırmalıdır. Öte yandan tercihlerine atanamayan öğretmenlere il-ilçe emri uygulaması da getirilmelidir. Öğrenim özrü de yeniden özür grubu tayinleri içinde yer almalıdır.
Son 13 yılda memurlar, emekliler, asgari ücretli giderek yoksullaştı, zengin ile fakir arasında derin bir uçurum oluştu, işsizlik arttı, ekonomi hızla dibe vurdu. 5 aylık enflasyon yüzde 5.3 olurken, çalışanlar yüzde 3 zamma mahkûm edildi. Memur ve emekli maaşları Mayıs ayı itibariyle yüzde 2.3 eridi. Dünyanın 16. büyük ekonomisi olmakla övünenler ne hikmetse bu büyümeyi memura, işçiye, emekliye, asgari ücretliye yansıtmadı. Geride bıraktığımız dönem öğretmenler, hizmetliler, memurlar, teknisyenler kısacası tüm eğitim çalışanları için kayıp bir yıl oldu. Bu eğitim-öğretim döneminde eğitim çalışanları yine dünyadaki meslektaşlarına göre düşük ücretler aldı.
OECD Bir Bakışta Eğitim Raporuna göre Danimarka’da göreve yeni başlayan bir ilkokul öğretmeni yılda 44 bin 131 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen 51 bin 122 dolar; Kanada’da göreve yeni başlayan bir ilkokul öğretmeni yılda 37 bin 145 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 58 bin 495 dolar; Almanya’da göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 50 bin 7 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 66 bin 396 dolar, Lüksemburg’da göreve yeni başlayan bir ilkokul öğretmeni yılda 66 bin 85 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 118 bin 412 dolar; Norveç’te göreve yeni başlayan bir öğretmen yılda 34 bin 484 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen yılda 43 bin 318 dolar kazanmaktadır. Aynı araştırmada Türkiye’de göreve yeni başlayan bir ilkokul öğretmeni alımda 24 bin 834 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen ise yılda 28 bin 818 dolar kazandığı görülmektedir. Ancak bu rakamlar brüttür ve ülkelerin satın alma gücü paritelerine göre hesaplanmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de öğretmenlerin eline geçen net ücret yılda 11 bin dolar ile 12 bin 513 dolar arasında değişmektedir. Ay sonunu getiremeyen, çocuğunun cebine harçlık koyamayan, çocuğunu sosyal aktivitelere bile götüremeyen, hatta çocuğuna yeni kitaplar yerine ikinci el kitap alan eğitim çalışanları bu ülkenin acı gerçekleridir. Bu yıl toplu sözleşme yeni Hükümet ile yapılacaktır. Hükümet tüm bu hususları dikkate alarak taleplerimize kulak vermelidir. Memur artık masada 123 TL’ye satılmamalı, al gülüm-ver gülüm olmamalıdır. Yeni Hükümet memura, emekliye, işçiye, asgari ücretliye büyümeden pay vermeli, çalışanlara insanca yaşayabilecekleri düzeyde zam yapmalı, çalışanları enflasyona ezdirmemeli, milletimizi yoksullaştırmamalıdır. Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen de, toplu sözleşme masasında öğretmenlerimiz için, eğitim çalışanlarımız için, memurlarımız, emeklilerimiz için mücadelesine sonuna kadar devam edecektir.
Şeflerimizin yaşadığı ekonomik sıkıntılar dikkate alınarak, maaş ve özlük hakları hiyerarşik yapılarına uygun hale getirilmelidir.
Hizmetli, memur ve teknisyenlerin görev tanımları mutlaka yapılmalı, angaryaya son verilmelidir."
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.