Türk Eğitim-sen İstanbul İl Başkanı Hanefi Bostan:

Türk Eğitim-Sen İstanbul İl Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, “Ülkemizde öğretmen açığı ilkokulda 75 bin 667, ortaokulda 66 bin 561, orta öğretimde de 17 bin 54’tür. İkili eğitimden, tekli eğitime geçilmesi halinde bu rakam...

Türk Eğitim-sen İstanbul İl Başkanı Hanefi Bostan:

Türk Eğitim-Sen İstanbul İl Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, “Ülkemizde öğretmen açığı ilkokulda 75 bin 667, ortaokulda 66 bin 561, orta öğretimde de 17 bin 54’tür. İkili eğitimden, tekli eğitime geçilmesi halinde bu rakam...

Türk Eğitim-sen İstanbul İl Başkanı Hanefi Bostan:
Türk Eğitim-Sen İstanbul İl Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, “Ülkemizde öğretmen açığı ilkokulda 75 bin 667, ortaokulda 66 bin 561, orta öğretimde de 17 bin 54’tür. İkili eğitimden, tekli eğitime geçilmesi halinde bu rakam daha da artacaktır. Hal böyleyken neden 2015 yılı sonuna kadar 100 bin öğretmen atanması talebimiz dikkate alınmamaktadır” dedi.
Türk Eğitim-Sen İstanbul İl Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, eğitimle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Bostan, “2015-2016 Eğitim-Öğretim Yılı başlıyor. Bu eğitim-öğretim yılı da yine büyük zorluklara gebedir. Ülkemiz hala eğitimde çağ atlamayı, dünya ülkeleri ile rekabet edebilmeyi, eğitimde kendini yenilemeyi başarabilmiş değildir. Bunda en önemli etken, yanlış eğitim politikalarıdır. Dışı süslü, içi boş olan sistemler ihdas edilmesi, eğitimcileri mağdur ve mutsuz eden mevzuat düzenlemeleri, eğitimi koltuk kapmaca oyununa çeviren, yandaşı yücelten, yandaş olmayanı ötekileştiren uygulamalar, yeni eğitim-öğretim yılında eğitim çalışanlarını, öğrencileri, velileri olumsuz yönde etkileyecektir” dedi.
“ÜCRETLİ ÖĞRETMENLERLE EĞİTİM SÜRDÜRÜLEMEZ”
Hanefi Bostan, “Bu eğitim-öğretim yılı döneminde öğretmen atama sayısının artırılması yine öncelikli taleplerimiz arasındadır. Yeni eğitim-öğretim yılına az sayıda atama yapılarak girilmektedir. Hatırlanacağı üzere daha önceden 47 bin olarak açıklanan öğretmen atama sayısı her ne olduysa 37 bine düşürülmüştür. 10 bin atamanın akıbetinin ne olacağı henüz bilinmemektedir. Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında ücretli öğretmenliğin 80 bine ulaştığı, iki yıllık meslek yüksekokulu mezunlarının, açık öğretim mezunlarının bile ücretli öğretmen olabildiği, norm kadro açığının 73 ilde 120 bin 610 olduğu, 417 bin evladımızın atama beklediği ülkemizde öğretmen atamalarının bu kadar yetersiz sayıda olması eğitimin geleceğini çok olumsuz etkileyecek bir durumdur. Şu da göz önüne alınmalıdır: MEB verilerine göre; ülkemizde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilkokulda 18, ortaokulda 17, orta öğretimde 14’tür. OECD ülkelerinde ise öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilkokulda 15, ortaokulda 14, orta öğretimde 14’tür. Bu standartlardan hareket edildiğinde ülkemizde öğretmen açığı ilkokulda 75 bin 667, ortaokulda 66 bin 561, orta öğretimde de 17 bin 54’tür. İkili eğitimden, tekli eğitime geçilmesi halinde bu rakam daha da artacaktır. Hal böyleyken neden 2015 yılı sonuna kadar 100 bin öğretmen atanması talebimiz dikkate alınmamaktadır? Her şeye kaynak yaratabilen devletimiz neden mevzu bahis eğitim olunca imkânlarını zorlamamaktadır? Biz 2015 yılının sonuna kadar 100 bin atama yapılması konusunda ısrarcıyız. Bu keyfi bir talep değildir” diye konuştu.
“OKUL ÖNCESİNDE OKULLAŞMA ORANI ÇOK DÜŞÜK”
Okul öncesinde okullaşma oranının düşük olduğunu belirten Hanefi Bostan, “Okullaşma oranları 2014-2015 eğitim-öğretim yılında da yüzde 100 seviyelerine ulaşamamıştır. Okul öncesinde okullaşma oranları 5 yaşta yüzde 53,78’dir. Bu rakam erkeklerde yüzde 55,27, kızlarda yüzde 52,21’dir. İlkokulda okullaşma oranı yüzde 96,30’dur. Bu rakam kızlarda yüzde 96,57, erkeklerde yüzde 96,04’tür. Ortaokulda okullaşma oranları yüzde 94,35’tir. Bu rakam kızlarda 94,30, erkeklerde 94,39’dur. Orta öğretim okullaşma oranları da yüzde 79,37’dir. Orta öğretimde okullaşma oranları kızlarda yüzde 79,26, erkeklerde yüzde 79,46’dır. Okullaşma oranları artış göstermesine rağmen hala yüzde 100 düzeyine ulaşmamıştır. Ülkemizde derslikler de yeterli sayıda değildir. Derslik başına düşen öğrenci sayısı ilkokul ve ortaokulda ortalama 27, orta öğretimde ise 28’dir. Bu rakamlar büyükşehirler ile bazı bölgelerimizde daha da fazladır. Örneğin derslik başına düşen öğrenci sayısı İstanbul’da ilkokul ve ortaokulda 37, orta öğretimde 33; Diyarbakır’da ilkokul ve ortaokulda 37, orta öğretimde 42, Va n’da ilkokul ve ortaokulda 32, orta öğretimde 28; Gaziantep’te ilkokul ve ortaokulda 38, orta öğretimde 39; Hakkari’de ilkokul ve ortaokulda 33, orta öğretimde 48; Şanlıurfa’da ilkokul ve ortaokulda 37, orta öğretimde 28’dir.OECD ülkelerinde ortalama sınıf mevcudu ilkokulda 21, ortaokulda 24’tür. Dolayısıyla öncelikle yapılması gereken sınıf mevcutlarını OECD ülkelerinin seviyesine çekebilmektir” dedi.
Hanefi Bostan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeni uygulamaya göre; MEB stajyerliğin kaldırılmasıyla ilgili isterse yazılı sınav, isterse yazılı ve sözlü sınav yapacak. Bu sene stajyerliğin kaldırılması işlemleri sadece yazılı sınav sonucuna bağlı olarak gerçekleştirilecek. Bu uygulamayla ilgili şunları söylemek istiyoruz: Öğretmen olarak atananlar KPSS gibi çok zor bir sınavdan geçmektedir. Bu insanların bilgilerinin bir yıllık stajyerlik sürecinin ardından yeniden test edilmesi büyük bir haksızlıktır. Türk Eğitim-Sen olarak stajyerlik döneminde okul müdürü, danışman öğretmen ve müfettiş tarafından yapılan performans değerlendirmesinin stajyerliğin kaldırılması için yeterli olmasını istiyoruz. Performans değerlendirmesini geçenlerin yeniden yazılı ya da sözlü sınava tabi tutulması, onların önüne yeni engeller konulması anlamına gelir. Bunun öğretmenlerin yetişmesine, gelişmesine, mesleki liyakatine katkısı olacağını düşünmüyoruz. Sadece performansa dayalı bir stajyerlik sisteminin eskiden olduğu gibi MEB’de benimsenmesini ve uygulanmasını istiyoruz.
Bu minvalde öğretmen adayları için getirilen yazılı ve sözlü sınav uygulamasının yasadan çıkarılması için gerekli düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır. Bu yasal değişiklik yapılana kadar da Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde değişiklik yapılarak yazılı sınavdaki başarı puanının tıpkı performans değerlendirmesinde olduğu gibi 50 olarak değiştirilmesi ve ayrıca çok yoğun ve kapsamlı olan yazılı sınav konularının sadeleştirilmesi için çalışma yapılmalıdır.”
Hanefi Bostan, “Anayasa Mahkemesi kanunun okul yöneticileri ile ilgili maddesinin iptal istemini reddetmişti. Bu kararın, yandaşlığı meşrulaştıran bir karar olduğunu, bu kararı kınadığımızı bir kez daha yineliyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararının ardından Türk Eğitim-Sen olarak AİHM’ başvurmak isteyen mağdur okul yöneticilerine hukuki yardımda bulunuyoruz. Konuyla ilgili yardım almak isteyen tüm okul yöneticilerine hukuki hizmet veriyoruz. Umuyoruz ki bu hak gaspı AİHM tarafından tescillenir ve adalet yerini bulur. Okullarımızın kötü yönetilmesine, insanların sırf yandaş oldukları için makamlara getirilmesine karşı mücadelemiz her zaman sürecektir. Ayrıca sözlü sınava dayalı yapılan şube müdürlüğü atamalarında da yargı kararlarına uyulmadı ve şube müdürlüğü görevlendirmeleri iptal edilmedi. İptal kararının uygulanmaması MEB’in hukuk tanımaz tavrının en somut örneğidir. Bu, şube müdürlerinin de geleceklerinden, konumlarından emin olmama gibi bir durum ortaya çıkarmaktadır. Hukukun verdiği karar ve MEB’in tutumu şube müdürlerinin durumunu daha da belirsiz kılmaktadır. MEB’in kulağını tersten göstermeye, hukukun arkasından dolanmasına hiç mi hiç gerek yoktur. Şube müdürlüğünde kadrolaşma hayali kuranların hevesleri kursaklarında kalacak, ‘benim adamım olsun, ne olursa olsun’ anlayışı, tepeden inmeci zihniyet asla bu maçın kazananı olamayacaktır. Unutulmamalıdır ki; hiç kimse Türk Milleti adına karar veren mahkemelerin üzerinde değildir” ifadesini kullandı.
“Özür grubu tayinlerinde öğrenim özrünün özür grubundan çıkarılması büyük sıkıntı oluşturmaktadır” diyen Bostan, “Öğretmenlerimiz neden istedikleri ilde, istedikleri üniversitede yüksek lisans yapamasınlar ki? Bunun kısıtlanması, öğretmenlerimizin kendilerini geliştirmesinin önüne barikat konulması büyük bir haksızlıktır. MEB’in ana görevlerinden birisi, öğretmenlerimizin alanlarında kendilerini geliştirmelerine zemin hazırlamak olmalıdır. Öğrenim özrünün özür grupları arasından çıkarılmasını yargıya taşıdık yani Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin öğrenim özrü konusuna dava açtık. Umuyoruz ki; bu konu yargıda çözülür. Talebimiz, eskiden olduğu gibi öğrenim özrünün özür grubu tayinleri içine alınması ve öğretmenlerimize istedikleri ilde yüksek lisans yapma hakkının verilmesidir. Ayrıca sağlık raporlarının eğitim ve araştırma hastanelerinden ya da üniversite hastanelerinden alınması zorunluluğu getirilmesi de sağlık özrü bulunanlara mağduriyet yaşatmaktadır. Sağlık özrü raporu her hastaneden alınabilmelidir. Eş durumu özrü tayinlerinde; MEB, il dışından eş durumu özrü tayini talep edenlere ilçe emri hakkı vererek, onların mağduriyetlerini giderdi. Ancak aynı hakkı il içinde eş durumu özrü bulunanlara tanımadı. Oysa il içi özür tayinleri yapılmadığı için de aynı ilin birbirinin yüzlerce kilometre uzağında, hatta komşu illerden bile daha uzak ilçelerinde görev yapan eşler tayin istememişler ve aile bütünlüklerini sağlayamamışlardır. Ailenin kutsallığına zarar verilmesine, çocukların annelerinden, babalarından ayrılmasına, eşlerin boşanmanın eşiğine gelmesine nasıl göz yumulabilir? Bakanlığın gözü yaşlı tek bir öğretmen kalmaması için tüm imkanlarını seferber etmesi gerekmiyor mu? Antalya ilini ele aldığımızda, en uç ili Gazipaşa ile Kaş arasında 240 kilometre mesafe var. Eşlerden biri Gazipaşa’da ise, diğer bir eş Kaş’ta olursa aile bütünlüğü sağlanmış mı oluyor? Ya da Ankara’nın Şereflikoçhisar ile Nallıhan ilçeleri arasında 310 kilometre mesafe bulunmaktadır. Yani iki ilçe arası 3 saat 35 dakika sürmektedir. Bu durumda eşler, çocuklar nasıl bir araya gelecektir? Sivas’ın Gemerek ilçesi ile Koyulhisar ilçesi arasındaki mesafe tam 280 kilometredir. Bu durumda eşi Gemerek’te görev yapan, ailesi Koyulhisar’da olan bir öğretmen her gün 560 kilometre gidip, gelemeyeceğine göre bu sorun nasıl çözülecektir?” ifadesini kullandı.
Hanefi Bostan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öte yandan bir öğretmenin mezuniyet alanına alan değişikliği yapamaması mağduriyetlere yol açmaktadır. Örneğin farklı bir alan mezunu olup, sınıf öğretmeni olarak ataması yapılmış bir öğretmen diplomasında yazılı olan alana alan değişikliği yapamamaktadır. Bu durumda olan öğretmenlerin mezuniyet alanlarına alan değişikliği yapabilmesi konusunda hak tanınmalıdır. Ayrıca konuyla ilgili takvim MEB tarafından en kısa zamanda açıklanmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı öğretmenlere rotasyon uygulamasından geri adım attı. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında sendikamız rotasyona şiddetle karşı çıkmış ve rotasyon uygulamasının getireceği zararları tüm kamuoyuna duyurmuştu. Sendika olarak öğretmenlerin bulundukları görev yerinde zorunlu hizmetini tamamlamışsa, istedikleri kadar çalışma hakkını önemli bir kazanım olarak görüyoruz. Rotasyon bu hakkı insanların elinden alan bir uygulamadır. Bakanlık da bu kez sesimize kulak verdi. Bu konuda MEB’i tebrik ediyoruz. Yanlıştan dönmek önemli bir erdemdir. Öte yandan rotasyon bir daha eğitim çalışanlarının gündemine gelmemek üzere kaldırılmalıdır. MEB İnsan Kaynakları Genel Müdürü Hamza Aydoğdu ’Rotasyon ertelenmedi, iptal edildi’ dedi ama bunun için de yönetmelik değişikliği gereklidir. Rotasyon yönetmelikten de ivedilikle çıkarılmalıdır.”
“Eğitim çalışanlarımızın ekonomik problemlerinin yanı sıra özlük hakları ile ilgili sorunları da vardır” diyen Bostan, “Yardımcı Hizmetler Sınıfında görev yapanların görev tanımları yapılmamıştır. Bu insanlar angarya işlerde çalıştırılmaktadır, çalışma saatleri esnektir. Bu arkadaşlarımızın görevleri sayılırken ‘idarenin vereceği diğer görevleri de yapar’ şeklinde ucu açık bir ifade eklenmiştir. Bu durum uygulamada birçok keyfiliğe yol açmaktadır. Öte yandan bazı okullarda hizmetli personel yok iken, bazılarında ise hizmetli personel sayısı ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. Dolayısıyla okullarda hijyen tam olarak sağlanamamaktadır, bu da özellikle kış döneminde salgın hastalıkları beraberinde getirmektedir. Bu noktada okullarımızın hizmetli personel ihtiyacı tam olarak sağlanmalıdır.
MEB’in görevde yükselme sınavlarının hem içerik olarak sadeleştirilmesi, hem de Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikteki sınav taban puanının 60’a düşürülmesi gerekmektedir. Ayrıca görevde yükselme sınavları yıllardır yapılmamaktadır. Taleplerimizden birisi de görevde yükselme sınavlarının bir an önce yapılması ve periyodik hale getirilmesidir. Her yıl eğitim-öğretim yılı başında ödenen Eğitim-Öğretime Hazırlık Ödeneği; brüt bir maaş tutarında ve hizmet sınıfı ayrımı yapılmadan, personelinin tamamına ödenmelidir. Eğitimin sorunları umuyoruz ki bu eğitim-öğretim yılında çözülür, taleplerimize kulak verilir. Bu vesileyle yeni eğitim-öğretim yılını tebrik ediyor, eğitim çalışanlarımıza ve öğrencilerimize başarılar diliyoruz” ifadesini kullandı.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.