23 Mayıs 2012 Çarşamba
İclal Aydın sıkıntılarda!
Can Bonomoya aile şoku!
Ferihanın yeni dizisi belli oldu
İşte Cimbomun yeni Aslanı

Necmi DODOOĞLU / haber50

Dil savaşları.

07 Şubat 2012 Salı 22:27

Yer yüzünde dilin diğer ülkeler üzerinde olağanüstü bir etkiye sahip olduğunu bilen milletler dillerini adeta ilmik ilmik işlemişler, hatta uğruna şarkılar bile yapmışlardır.
Bunlardan biri Fransız şarkıcı Yves Duteil dir.
Fransızca'nın ingilizce'den geride kaldığını fark eden Yves Duteil fransızca'nın çok güzel bir dil olduğunu, bu dili konuşanın kazandığını anlatmak için, 1985 te;
"la langue de chez nous"  ( dilimiz, veya / bizim ellerin dili)
isimli bir şarkı bile yapmıştır ancak, ingilizcenin fransızcanın önüne geçmesini, dil savaşında Fransa'nın İngiltere'ye mağlubiyetini önleyememiştir.

Bu dil savaşlarında büyük bir millet olan biz Türkler ise, imparatorluk geçmişimize, Türki cumhuriyetlere, Balkanlardaki ortadogu'daki  etkinliğimize rağmen, ingilizcenin birinci sırada yer aldığı, yer yüzünde en çok konuşulan diller sıralamasında ilk 10 da bile görülmüyor.

İngilizceye gelince...
Birçoğumuz ingilizce'nin dünyada en yaygın dili olarak konuşulmasını, hep Büyük Britanya ve Amerika'nın ekonomik gücüne bağlamışızdır.  Bu kısmen doğrudur ancak, ingilizcenin dünyada öğrenmesi en kolay dil olduğunu  çoğumuz bilmeyiz bile.

Hakikaten ingilizce çok kolay bir dil.
Hele "yabanclılar için" kütük gibi türkçe ve francızca'nın yanında oyuncak gibi kolay bir dil. İlk bakışta fransızca'yla aralarında müthiş bir benzerliğe rağmen, kolay fiil çekimleri, isimden sıfata geçişlerdeki son ek sayesinde ingilizce fransızcadan çok daha kolay hale gelmiş.

Bir Türk olarak değil de, yabancı gözüyle bakmak gerekirse, cümle kurarken ters yapısı nedeniyle, bizim türkçemizin de kolay bir dil olduğunu söylemek imkansız.

Dilimizin sadece avrupa değil, dünya dillerinin çoğuna cümle yapısının isimden başladığından dolayı ters düştüğünden, türkçe dil bilgisi donanımı az olan türk vatandaşları bulundukları ülkenin dilini tam olarak öğrenememişlerdir.

Türkçeden başka ingilizce bile ülkemizde yarım yamalak öğretildiği görülüyor.

Belki müfredattan kaynaklanıyor ama, öğretmenler okullarda öğrencilerine öğrettikleri dilin yapısını açıklayacaklarına, talebelerine daha eğlenceli olarak gördükleri
"aylavyu"
öğretmiş olmalılar ki, yabancı dil öğreniminde de sınıfta kalmışız veya bu dilin öğrenimi çok zaman almıştır.

Aslında önemli olan öğretmenler o dilin anahtarlarını talebelerine vermeleriydi.
"aylavyu, "havaryu" "veraryufrom"
gibi cümlecikler zamanla kafalardan silinip gideceğini bilmeliydiler, nitekim öyle de oluyor.
Öyle olduğundan dolayı,
yıllarca okullarda ve ilaveten dershanelerde  ingilizce öğrenen veya öğrendiği sanılan, biri, daha sonra babasının 40-50 bin TL'lik takviyesiyle; ingilizcesini tamamlamak ve pratiğe geçirmek üzere, İngiltere'de 9 ay daha dil öğrenmeye devam ediyor.

Bunun adı küçücük karıncayı öldürmek için kocamak 100 kiloluk bir kaya parçası kullanmaktır.

Atılan taş ürkütülen kurbağaya değmez' deyimi bu tip öğrenime tıpatıp uyuyor.

Yazık değil mi; bu kadar zamana ve masrafa, ülkenin varlığı çarçur ediliyor...

Televizyonlarda yabancı kanallar, onca kitaplar CD'ler vb.. gibi kolaylıklar varken, ingilizce gibi kolaycacık bir dil için bu kadar uzun zaman, bu kadar masraf olmamalı bence.

İngilizce kolay, çünkü bu dilde türkçemizdeki gibi tersten cümleler olmadığı gibi, fiil çekimlerinde, soneklerde vb.. bizim türkçemizde olduğu gibi 4 çeşit sonek "çeşitlilik" yok.

Misal...

Düzenli fiiller denen fiil çekimlerinde sona eklenen tek bir D harfi bile, fiili yalın halden geçmiş zamana geçmesini sağlamıştır. Misal... Drive > drived.
Tabi burada "to be, to have gibi "bizde olmayan yardımcı fiillerinin yüklendikleri görevleri ve yalın halde Y ile biten fiillerin geçmiş zamanda İED unutmamak lazım.
Düzenlilerden olsa da sonuna Y alan ve geçmiş zamanda da istisnai olarak Y'sini kaybetmeyen fiiller de var. Misal... Stay > stayed.

Bunları bir öğrencinin kafasına sokması bir öğretmen için zor olmasa gerek.

Düzensiz fillerde çekim esnasında  çeşitlilik / düzensizlik görülse de, yalın halden geçmiş zamana geçişte genelde sonuna
"ought"
aldığı görülüyor.  Misal... Buy > bought / think > thought.

Yves Duteil'in "güzel dil" diye uğruna şarkı bestelediği fransızca da ise, emir kipini saymazsak, bir fiil tam 16 şekilde çekiliyor.

Bizim MEK-li MAK-lı fiillerimizin çekimi hepimizin malumu.

İngilizcedeki fiil çekimlerindeki kolaylık, sonekler de de görülüyor.

Misal...

İş, işçi, (work, worker),
Sürmek, sürücü, drive, driver),
aşk, aşık, (love, lover).

Bizim dilimizde Çİ-CÜ-IK sonekleriyle  başka bir anlam verilebilen kelimeler, ingilizce de R veya ER yetiyor, kaldı ki bizde birde bunların CU-ÇU-CI-Cİ si de var.

İngilizce de sıfatlar sona eklenen "ly" ekiyle zarfa dönüşüyor, aynı çocuk oyuncağı gibi...

Çabuk > çabucak (quick > quickly),
Yavaş > yavaşça (solw > slowly),
Dikkatli > dikkatlice ( careful > carefully).

Görüldüğü gibi, bizim dilimizde "cak-ça-ce" üç çeşit ekle yapabildiğimiz zarflamayı, elin oğlu sadece "ly" ile yapıyor.

Aynı kolaylık tekilden çoğula geçerken de unutulmamış, S harfiyle hepsi halledilmiş, olmadığı yerde ismin sonunda bulunan Y alınıp yerine İES konarak yapılmış.
Mesela,
hand= hands (el eller),
city= cities ( şehir şehirler.

Foot / feet,  (ayak / ayaklar) tooth / teeth ( diş / dişler) " gibi S'siz tekilden çoğula geçebilen birkaç "istisnai" isimler de var.

Bizdeki çoğul eklerinin LER-LAR olduğu, ler veya lar olmasının kelimenin köküyle fonetik uyum taşıdığı malum.
Yves Duteil'in "kolay" dediği fransızcada da S harfi bir çoğul ekidir ancak, AUX ile tekilden çoğula geçen, ilkokul talebelerini zorlayan ekler de yok değil.

İngilizcenin kolaylğını resmeden başka bir misal...
ten (on) tens (onlarca) hundred (yüz) hundreds (yüzlerce), thousand (bin) thousands (binlerce).

İngilizcede bir S'in verdiği anlam bolluğu türkçeyi bırakın,  fransızca da bile yok.
Bakın,
Ten (dix) tens, (dizaines), hundred (cent) hundreds (centaines), thousand (mille) thousands         ( milliers).

Burada bir parantez açıp, benim ingilizce için;
"işte bu olmamış"
dediğim, kendinden sonra gelen kelimeleri sız /siz /suz / süz yapan "without" un Fransızcası "sans" daha iyi bence.
İşte burada Fransızlar İngilizler'e bir gol atmışlardır.
Misal;
without sugar ingilizce,  sans sucre fransızca,  şekersiz türkçe.
Hakikaten olmamış.
İngilizler bu hatalarını  görmüş olmalılar ki, aynı anlama gelen, without sugar yerine, "sugarless" i de ilave ederek kendilerini affettirmek istemişler gibi bir halleri var.

Hatta, without'un iyi bir edat olmadığının farkına varmış olmalılar ki, başa konan "un" ile "unlucky" (şanssız) ve "unemployed" (işsiz)  sıfatıyla "sız /siz / suz / süz" anlamı taşıyan bir kaç kelime daha üretebilmişler.

Sonuç...
Ne yapalım yani, dilimiz birilerine ters geliyor, yabancı dil öğrenimini zorlaştırıyor diye, yeni bir dil ıslahı mı yapalım' derseniz, o olmayacak bir şey değil ama çok zor.
Eminim, TDK (Türk Dil Kurumu) da bunun farkındadır.

Bu yazı toplam 315 defa okunmuştur
YORUMLAR
o kadarda kolay değil
kapıcı
madem o kadar kolayda niye okullarda öğretemiyoruz yabancı fitbolcular türkiyeye gelince ingilazca öğreniyorda bizimkiler niye öğrenip gelmiyor diyeceğiiiim henüz tugaydan başka adaya giden olmadı
24 Şubat 2012 Cuma 21:06
95.211.127.93
ÜYE İŞLEMLERİ
MAGAZİN