Geçmişten Günümüze Bitlis’in Tarihi Ve Tarihçesi

Yaklaşık 7 bin yıllık bir şehir olan Bitlis, eski ve yeni haliyle adeta bir açık hava müzesini andırıyor.Bazı kaynaklara göre 5, bazı kaynaklara göre ise 7 bin yıllık olan Bitlis, günümüze gelene kadar birçok isim değiştirmiştir. Bitlis’in...

Geçmişten Günümüze Bitlis’in Tarihi Ve Tarihçesi

Yaklaşık 7 bin yıllık bir şehir olan Bitlis, eski ve yeni haliyle adeta bir açık hava müzesini andırıyor.Bazı kaynaklara göre 5, bazı kaynaklara göre ise 7 bin yıllık olan Bitlis, günümüze gelene kadar birçok isim değiştirmiştir. Bitlis’in...

Geçmişten Günümüze Bitlis’in Tarihi Ve Tarihçesi
Yaklaşık 7 bin yıllık bir şehir olan Bitlis, eski ve yeni haliyle adeta bir açık hava müzesini andırıyor.
Bazı kaynaklara göre 5, bazı kaynaklara göre ise 7 bin yıllık olan Bitlis, günümüze gelene kadar birçok isim değiştirmiştir. Bitlis’in günümüzde kullanılan isminin nereden kaynaklandığı pekte bilinmemektedir. Ancak Bitlis tarih boyunca değişik isimlerle anılmıştır. Asurlular Bit-Liz, Persler ve Yunanlılar Bad-Lis veya Bad-Lais, Bizanslılar Bal-Lais-on, Babaleison veya Baleş, Araplar Bad-Lis, Ermeniler Pageş veya Pagişi olarak kullanmışlardır. Asur dilinde Bit kelimesi yurt, Bet kelimesi kale manasında kullanılmış, Bit-Liz demek Liz’in yurdu, Bet-Lis demek ise Liz’in kalesi manasına gelmektir. Gerek Şerefname’nin yazarı Şeref Han, gerek Kâmus-ul Alem’in yazarı Şemsettin Sami ve gerekse Zinnet-Ül Kulub’un yazarı Kavzinli Hamdullah Meftuni, Rum ve Acem tarihçilerinden Maksidi şehrin isminin Bitlis Kalesi’ni yapan İskender’in komutanlarından Bedlis’ten geldiğini ileri sürmektedirler. Şemsettin Sami, Bedlis kelimesi manasının “Havası ve suyu güzel olan yerin adı” olduğunu belirtmektedir. Şehrin bugünkü ismi Makedonya Kralı II. Filibe’nin oğlu Büyük İskender’in Bedlis ismindeki komutanından gelmektedir. Bitlis Kalesini M.Ö. 331 yılında İskender’in emriyle yapan bu komutan, kente kendi ismini vermiştir. O günden sonra şehrin ismi küçük bir değişikliğe uğrayarak günümüze kadar gelmiş ve bugünkü ismini almıştır.
RUSLARIN BİTLİS’İ İŞGAL ETMEK İSTEMELERİ
1915 yılının Temmuz ayının bir Ramazan gecesinde Rusların Bitlis’i işgal etmek için Başhan mevkiine geldiği haberi alınmıştır. Bu haberi alan bütün Bitlis halkı çocuklarının ellerinden tutarak göç için yollara düşmüştür. Ancak Bitlis’teki Türk askerinin ve milis kuvvetlerin dirayetli savunması sonucunda Ruslar Bitlis’e giremeyerek geri çekilmiştir. Ancak bu sevinç fazla sürmemiş Şubat 1916 sonlarında Rus askeri ve Ermeni İntikam Tugayları tekrar Bitlis kapılarına dayanmıştır. Bitlis’i savunan kuvvetlerin toplamı bin 400-2 bin kişi arasındaydı. Bu birliğin 600 kişilik kısmı milis kuvvetlerden teşekkül etmişti. Piyade Yarbay Ali Çetinkaya komutasındaki Türk birliği; silah, cephane ve asker bakımından kendisinden çok fazla olan Rus ve Ermeni birlikleriyle savaşmak zorunda kalmıştır. Bütün direnmelere rağmen 3 Mart 1916 günü saat 05.00’de Bitlis işgal edilmiştir. İşgalden sonra özellikle Rus birliklerinin içerisinde bulunan ve Ermenileri felakete sürükleyenlerden birisi olan Antranik’in kurmuş olduğu Ermeni İntikam Tugayları, şehir merkezine dağılarak zamanında göç edememiş kimsesiz yaşlı ve hastaları katletmeye başlamışlardır. Bu durumu Rus Generali Maslofski şöyle anlatmaktadır, “Bitlis’in zaptından sonra 3 Mart öğle zamanı Antranik’in komutasındaki 1. Ermeni Taburu (İntikam Taburu) gece hücumundan evvel arkada bırakılmış olduğundan boğaza girerken müsaade almadan şehre girmiş ve birçok Türk ailelerin toplanmış oldukları Amerikan Hastanesine koşmuşlar ve intikam kastiyle öldürmeye teşebbüs etmişlerdir. Bu işgalle beraber Bitlis ikinci büyük göç olayını yaşamıştır. Göç edemeyip şehirde kalanlar Ermeni kurbanı olurken, göç edenler ise çetin kış şartları altında açlık, sefalet ve çapulcuların kurbanı olmuştur. Göç eden halk götüremediği binden fazla çocuğunu köprü altlarında kar kümelerinin yanında ölüme terk etmiştir.”
Bitlis Geçitleri’nin Rusların eline geçmesi, Türk Genelkurmayı’nı düşündürmeye yönelmiştir. Bu geçitlerin düşman eline geçmesi; Diyarbakır, Adana, Halep ve Bağdat yolunun düşmana açılması manasına geliyordu. Bitlis’in acil olarak geri alınmasına karar veren Türk Genelkurmayı, Çanakkale savaşlarında büyük kahramanlıklar göstermiş ve o tarihlerde Edirne’de istirahatte bulunan 2. Ordu’ya bağlı 16’ncı Kolordu’nun acilen Bitlis cephesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu kolordunun komutanlığına Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’i atamıştır. Albaylıktan generalliğe yükseltilen Mustafa Kemal, 27 Mart tarihinde Bitlis’i ziyaret etmiş, gerekli talimatları verdikten sonra karargahını kurmuş olduğu Silvan’a geri dönmüştür. Temmuz ayı sonlarında taarruz için tekrar Bitlis’e gelmiştir. Bitlis’te 16. Kolordu’nun 5. Piyade Tümeni bulunuyordu. Bu tümen 13, 14 ve 15’nci piyade alaylarından oluşmaktaydı. Yine bu tümenin yanında sayılarının 2 ile 3 bin arasında olduğu tahmin edilen Şeyh Muhammed Diyauddin (Hazret), Mutki Aşiret Reisi Hacı Musa Bey ve diğer milis birlikler bulunmaktaydı. 1 Ağustos 1916 tarihinde Mustafa Kemal tarafından taarruz emri verilmiş ve 8 Ağustos 1916 tarihinde Bitlis sabah 05.00’de istiklaline kavuşmuştur.
BİTLİS’İN KURTULUŞU VE İZLERİ
5 ay 5 gün düşman işgalinde kalan Bitlis, savaş sonrası harabeye dönmüştür. Savaşın ağır faturası halen günümüzde çekilmektedir. Savaşla beraber başlayan göç hareketleri bütün hızıyla günümüzde de sürmektedir. Bitlis’in kurtuluşu Türk’ün makus talihinin yenildiği gün olarak nitelendirilmektedir. Bitlis, Birinci Dünya Savaşı’yla beraber Anadolu’da işgal edilen vilayetler içinde istiklaline kavuşan ilk şehirdir. Bu kurtuluş milli mücadelenin ilk kıvılcımıdır.
ATATÜRK’ÜN ZİYARETİ
Gazi Mustafa Kemal, 7 Kasım 1916 tarihinde Bitlis’i üçüncü defa ziyaret etmiştir. Bu son gelişlerindeki gaye ise 5’nci Tümen Komutanlığı’ndaki görev değişikliğinde bulunmak 5’nci Tümeni’nin arazi üzerindeki tertibatını, ihtiyaçlarını ve genel durumunu görmek, Van Harekat Müfrezesi’nin hareketini temin etmekti. 10 Kasım 1916 tarihinde Bitlis’e gelen Mustafa Kemal, 21 Kasım 1916 tarihinde Bitlis’ten ayrılmıştır. Bu süre içerisinde milis komutanlarla görüşmüş, Hastane Askeri Birlikler bazı türbe ve camileri gezmiştir. 15 Kasım 1916 tarihinde Rahva Ovası’nda bulunan Yarbay Ali Çetinkaya komutasındaki Türk birliğine bir tatbikat yaptırtmıştır. Bu tatbikatı izlemek için Başhan sırtlarına çıkmıştır. Bu sırtlardan Van Gölü’nü gördüğü vakit; “Burası çok güzel yerler. Burada bir Şark Üniversitesinin kurulması gereklidir” ifadesinde bulunmuştur.
Mustafa Kemal bu vasiyetini 1 Kasım 1936 ve 1 Kasım 1937 yılında TBMM’nin açılış konuşmasında da dile getirmiştir. Bu konuşmalarında, “Bunun için memleketi şimdilik üç büyük kültür bölgesi halinde mütalaa ederek Garp bölgesi için İstanbul Üniversitesi’nde başlanmış olan ıslahat programını daha radikal bir tarzda tatbik ederek cumhuriyete cidden modern bir üniversite kazandırmak; merkez bölgesi için Ankara Üniversitesini az zamanda kurmak lazımdır. Ve doğu bölgesi için Van Gölü sahillerinin en güzel bir yerinde her şubeden ilkokulları ile nihayet üniversitesiyle modern kültür şehri oluşturmak yolunda şimdiden faaliyete geçilmelidir. Bu hayırlı teşebbüsün doğu vilayetlerimizin gençlerine bahşedeceği feyiz Cumhuriyet hükümeti için ne mutlu eser olacaktır. Yüksel tahsil gençlerini istediğimiz ve muhtaç olduğumuz gibi şuurlu ve modern kültürlü olarak yetiştirmek için İstanbul Üniversitesinin tekamülü Ankara Üniversitesinin tamamlanması ve Şark Üniversitesinin yapılan etütlerle tespit edilmiş olan esaslar dairesinde Van Gölü civarında kurulması mesaisine hızla ve önemle devam edilmektedir” dedi.
BİTLİS 5 BİN Mİ YOKSA 7 BİN YILLIK MI?
Gerçekte Bitlis tarihi Neolotik Çağ dediğimiz Yenitaş dönemine kadar uzanmaktadır. Neolitik Çağ veya Cilalı Taş Devri denilen bu dönem Ortataş Devri ile Tunç Devri arasındaki arkeolojik dönemdir. Bu dönem M.Ö. 3 bin yıllarıyla 9 bin yılları arasını kapsamaktadır. Bitlis ve yöresinin yazılı tarih öncesi oldukça karanlıktır. En önemli nedenleri yüzeydeki buluntuların az olması ve bugüne kadar gerçekçi bir arkeolojik çalışma yapılmamasıdır. Bitlis ili sınırları içerisinde bulunan Süphan ve Nemrut dağlarındaki obsidyen (doğal cam yatakları) doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bu yöre tarihinin Neolitik dönemine kadar çıktığını göstermektedir. Obsidyen yataklarından elde edilen doğal camın yontucu kesici kazıyıcı olarak çevredeki yerleşim yerlerinde kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Yine yapılan çalışmalar sonucunda o döneme ait ticaret yolu Van Gölünün doğusundan güneye bugün ki Van ili sınırları içerisinde bulunan Kalkolitik - Maden Dönemi - yerleşme alanı olan Tilkitepe batıda ise Diyarbakır il sınırlarına Ergani yakınındaki çanak-çömleksiz bir Neolitik yerleşme yeri olan Çayönü dek uzanmaktadır. Bitlis ilinin Van ve Diyarbakır arasında yerleşmiş olması Van’dan Diyarbakır’a yapılacak ticaretin o dönemlerde ancak Bitlis üzerinden yapılacağı dikkate alındığında Bitlis’in Neolitik dönemden beri yerleşme yeri olduğu bir gerçektir. Neolitik Çağ M.Ö. 3 bin yıllarında sona ermiştir. Bu tarihi baz alındığında Bitlis’in 5 bin yıllık bir tarihe ve geçmişe sahip olduğunu anlayabiliriz. Büyük bir ihtimalle Bitlis’in tarihi bundan daha da eskidir. Güneybatı Asya ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 9-5 bin Avrupa ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 6 bin 500 Tuna kıyılarında M.Ö. 5 bin 500 olduğuna göre Bitlis’in tarihinin 5 bin yıldan fazla olması 5-7 bin yıllık olması çok kuvvetle muhtemeldir. (VO-MSA-Y)
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.