Depder Başkanı Av. Can, “Unutmadık, Unutturmayacağız”

Depder Başkanı Av. Ayşegül Şenel Can, Yaşanan Depremleri Unutmadıklarını Söyledi.

Depder Başkanı Av. Can, “Unutmadık, Unutturmayacağız”

Depder Başkanı Av. Ayşegül Şenel Can, Yaşanan Depremleri Unutmadıklarını Söyledi.

Depder Başkanı Av. Can, “Unutmadık, Unutturmayacağız”
Düzce Depremzedeler Derneği Başkanı (DEPDER) Avukat Ayşegül Şenol Can, “Depremden arta kalan tüm yapı stoğunun elden geçirilmesi dilek ve temennilerde kalmayıp gerçeğe dönüşmelidir” dedi.
DEPDER Başkanı Can depremi unutmadıklarını ve unutturmayacaklarını belirterek “16 Ağustos’u 17 Ağustosa bağlayan gece saat 03.02 de yaşadığımız 7,4 büyüklüğündeki depremin 16. yıl dönümündeyiz. 17 Ağustos 1999’da İstanbul Avcılar’dan Bolu’ya doğru uzanan bir hat üzerinde Kuzey Anadolu fay hattında gerçekleşen bu depremle başta Kocaeli, Gölcük, Sakarya, Yalova, Düzce olmak üzere on binlerce insanımızı kaybettik. Yüz binlerce bina yıkıldı, konutlarımız işyerlerimiz sanayi kuruluşlarımız bu depremle yerle bir oldu. Yaşadığımız bu büyük depremden çok kısa bir zaman sonra Düzce 12 Kasım depremi ile tekrar sarsıldı. Üzerinden geçen zamana rağmen bu depremlerde kaybettiğimiz canlarımızı unutmadık, unutmayacağız. Bu düşüncelerle tüm depremlerde yitirdiğimiz insanlarımızı saygı ile anıyor. Allah’tan rahmet diliyoruz. Hepimizin başı sağ olsun diyoruz” diye konuştu.
“BİNALAR VERİMLİ TARIM ARAZİLERİNE YAPILMAMALI”
Ayşegül Şenol Can, binaların verimli tarım arazileri üzerine yapıldığını belirterek "Ülkemizin topraklarının yüzde 92’sinin deprem riski taşıdığı nüfusumuzun yüzde 95’nin ise bu alanlarda yaşadığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenlerledir ki, 17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri sonrasında da büyüklüğü farklı da olsa yıkım ve can kaybı yaşadığımız depremler oldu. Örneğin Van-Erciş depremleri sonrasında ortaya çıkan tablo 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde yaşadığımız derin acılardan ders almadığımızı göstermiştir. Başka bir anlatımla depremin afete dönüşmemesi için etkin mücadele yönetmeleri geliştirebilmiş değiliz. 17 Ağustos ve 12 Kasım’da yaşadığımız felaketlerin temel nedenleri; bataklıkları verimli tarım arazilerini dere yataklarını yerleşime açmamız, kentsel planlamaya ve planlı büyümeye önem vermememiz, yapı denetiminden nasibini almamış binalar, zemine uygun olmayan yapı projeleri, usulsüz kat artış kararları, bilimselliği ve kamu yararını yok saydığımız sayısız düzenlemeler ve uygulamalar. İmar ve kentleşmede yaptığımız hatalar nedeniyle yeniden aynı acıları yaşamamak adına deprem gerçeğinin unutulmaması ve bizlerinde unutturmaması gerekmektedir. Bizler depremi unutsak dahi depremin kendisini unutturmayacağını bilmek durumundayız. Depreme karşı önceden önlem almak mümkündür. Bunun en kısa anlatımı ise bilimsel planlama, halkın katılımının sağlandığı planlama anlayışı ve kamu yararından vazgeçmemektir. Kişisel rant hesapları uğruna halkın yaşam hakkından ve güvenli yapılaşmadan vazgeçmemektir. Yapı denetiminin her aşamasını kamusallaştırmak herkesin müdahil olabileceği süreçler haline getirmek keyfiyetten hatırdan yandaşa sağlanan rant hesaplarından kurtarmaktır. Hiç kuşkusuz depremin etkilerinin artmasının en önemli sebebi doğal kaynakların koruma ve kullanma dengesinin insan eliyle bozulmasıdır. Kuralsız denetimden uzak verimli tarım arazilerinin heyelanlı alanların dere yataklarının bataklıkların imara açılması ve zemine uygun yapı üretilip üretilmediğinin denetlenmemesi depremi felakete dönüştürmektedir. Son yıllarda hızla artan nüfus ve konut ihtiyacının kaçınılmaz olduğu ortadadır. Hızla yeni binalar yapılmaktadır.Bu binalar verimli tarım arazileri üzerinde yükselmektedir. Bu anlamda mevcut tarım arazilerinin korunmasına yönelik planlamalar yapılmalıdır" diye konuştu.
“KAT SAYISI SINIRLANDIRILMALI”
Can konuşmasına şöyle devam etti; “Şehrimizin gerek imar plan sınırları gerekse mücavir alan sınırları deprem sonrası hızla büyümüştür. Ancak yeni alanlar yeni riskleri de beraberinde getirmekte olduğu halde bu alanlarla ilgili afet duyarlılığını öne çıkaran planlamalar yapılmamaktadır. Günümüzde bilimin ve teknolojinin ulaştığı standartlar gereği her zeminde her türlü bina yapılabilir. Problem ise her zeminde tek tip bina yapamayacağımız için yapı yapma kültürü kullandığımız malzeme teknoloji gibi pahalı olan yöntemleri kolaylıkla hayatımıza sokamadığımız üstelik denetim mekanizmalarındaki kötü uygulamalar sebebiyle kat sayısını sınırlandırmak gerekmektedir. Riskli zemin yapılarının olduğu alanlarda mümkün olan en iyi korunma yöntemi şuanda kat sayısını sınırlandırılmasıdır. Görüyoruz ki Düzce’nin bazı bölgelerinde gerek TOKİ uygulaması eliyle gerekse özel yatımlar eliyle katlı binalar yapılmaktadır. Endişemiz zemine uygun temel seçilip- seçilmediği, doğru projelendirilip-projelendirilmediği ve yapı denetimi hizmeti alıp almadığıdır. Bu nedenlerle; 17 Ağustos 1999 Depremi sonrası kamusal niteliği en önemli özelliği olan yapı denetimi özelleştirildi. Uygulamanın bu hali belediyelerin ve valiliklerin ruhsat vermekten gelen kamusal yapı denetimi sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kamu binaları ile TOKİ eliyle yapılan binalar yapı denetim kapsamı dışında kalmıştır. Her iki depremde gördük ki kamu binaları en çok hasar alan binalar sınıfındaydı. Denetim mekanizmasında bir sorun olduğu ortadadır. Ancak olan olduğu gibi devam etmekte olup önemli bir değişiklik olmaması endişe vericidir.”
“AĞIR HASARLI BİNALAR ORTADAN KALDIRILMALI”
Binaların deprem risk analizlerinin yapılması gerektiğini bildiren Can, “Afetle ilgili tüm dertlere karşı bir "ilaç" olarak sunulan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun`un, uygulandığı süre içinde şehrimizde hasarlı binaların güvenli hale gelmesi adına hiçbir uygulama göremiyoruz. Bu yasa ile mevcut ve sağlıksız yapı stoğunu dönüştürülmesi mümkün olmamıştır, kaldı ki ilimiz genelinde de bu yasa kapsamında deprem risklerini minimuma indirmeyi hedefleyen bir uygulama yapılmamıştır. Şehrimizde 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinden sonra hala daha mevcudiyetini sürdüren her gün önünden geçtiğimiz ağır hasarlı binalar mümkün olan en kısa zamanda ortadan kaldırmalıdır. Şehrin muhtelif yerlerinde orta hasarlı onarılmamış ancak bu hali ile alınıp satılan depremi yaşamamış öğrenci ve dışarıdan gelenlere yada çaresiz kalanlara kiralanan binalarla ilgili en kısa deprem risk analizleri yaptırmaları mecburi hale getirilip gereken önlemler alınmalıdır. Artık gelinen noktada depremden arta kalan tüm yapı stoğunun elden geçirilmesi dilek ve temennilerde kalmayıp gerçeğe dönüşmelidir” dedi.
Konuşmasında Düzce’den de bahseden Ayşegül Şenol Can “Düzce Belediyesi park bahçelerin satışına dair aldığı karar ile park ve bahçeleri ticari alana çevirmiştir. Depremde sığındığımız en önemli şehir parçası olan parkların ticarileşmesine izin vermeyeceğiz. Aksine park ve bahçelerin belediye kontrolünde ve sayılarının artırılmasının takipçisi olacağız. 2015-2016 eğitim öğretim yılında tüm okulların sağlıklı güvenli ve kalıcı binalarında hizmet vermesi gerekmektedir. Eğitimin olmazsa olmazı olan sağlıklı güvenli binalar Düzce deki çocuklarımızın da hakkıdır. Kalıcı işyerleri olarak bilinen gerek kalıcı konutlarda gerekse Düzce merkezdeki yanlış planlama nedeniyle atıl kalan kamu yatırımlarının şehrin ihtiyaçlarına uygun şekilde halkın kullanımına uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Deprem öncesinde yapımına başlayan hala bitirilemeyen kültür merkez binası, eski ve prefabrik olan devlet hastanesinin yerine yapılan hastane binası ivedilikle bitirilmelidir. Son yıllarda artan konut ihtiyacı içinde dar gelirli ve yoksulların ateş pahası konut kiraları ile baş başa bırakıldığını görmekteyiz. Genellikle sağlıksız ve depremden arta kalan binalarda yaşamak zorunda kalan dar gelirli ve yoksulları gözeten konut projeleri yapılmalı yapılmakta olanlara da destek verilmelidir. 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinin 16. yılına girdiğimiz süreçte başta yerel yönetimler olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarını, başta meslek odaları olmak üzere sivil toplum örgütleri ve vatandaşla işbirliği yaparak bir an önce bilimden ve kamu yararından yana çözümler üretmelidir. ‘Deprem öldürmez, bina öldürür‘ gerçeğini unutmadan, doğanın bir gerçeği olan depremlerin önlenemeyeceğini, ancak alınacak önlemler, eğitim ve planlı yerleşim ile depremle ölmekten vazgeçip depremle yaşamayı öğrenmemiz gerektiği düşüncesi ile merkezi ve yerel yöneticileri, biran önce gerekli önlemleri almaları konusunda bir kez daha uyarıyoruz. Depremleri ve kaybettiklerimizi unutmadık unutturmayacağız” şeklinde konuştu.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.